18 Eylül 2026 Cuma

TÜRKİYE SİVİL ANAYASASI NASIL OLMALI?

 

                                                                                                  

7. HAVZASAL UYGULAMAM (Misyonum)

Devletleri ayakta tutan, kuruluşundan öce kurulmuş, kuruluşu ülkü edinmiş, içtimai yapının idari, siyasi, iktisadi, askeri hücrelerine kadar sızmış istihbarat güçleridir.

Askeri ve istihbarı teşkilatını oluşturamayan, günün şartlarına uygun çalışamayan içtimai kurum ve kuruluşlar, toplumsal, sosyolojik olgular, havza sakini emekçilerin refah ve mutluluğunu sağlayamazlar.

Kurulan teşkilatlarını, bu teşkilatlardan oluşan devletlerini ayakta tutamazlar. Siyasi iktidarlar da iktidarda kalamaz, sömürgecilere karşı mücadele edemezler.

Dünyanın ana ve alt/tali, havza yaşam alanları, sömürgeciler sermaye ve servet sahibi insanlar tarafından; pH’ı ve iç-termodinamiği/ısıl dengesi bozulmakta, ısıl/enerji transferi, aktarımı, yayılımı havzaların kirletilmesinden dolayı, termodinamik dengesi bozulmaktadır.

Tüm dünyada havza sakini emekçiler, havzalarının kirlenmesini, pH’ının ve ısıl dengesini,(Termodinamik dengeyi) korumakla birlikte; havzasal gen-genom, epigenetik, morfogenetik, enformatiğinin, morfik alanın bozulmasına da engel olmalıdır diyorum.

Ana ve tali havza yaşam-yağış alanlarında, yaşayan havza sakini emekçilerin, özgür iradeleri ile “ortak fayda” da anlaşarak, onurlu, “erdemli, onyrlu, ortak ittifaklar” la birleşerek “ Havza İşçi Devleti” yapılanmasını oluşturmaları ve “havzalarında ortak yaşamaları” gerektiğini söylüyorum.

Küresel-Wahşi-şahsi-emperyalist-sermaye-sınıfı ve yerli/yersiz iş birlikçileri; işgal, istila, ilhak, sömürü, soygun, talan ve tecavüzü bilerek, bilinçli olarak, sistemli yapmaktadır.

Havza yaşam alanındaki zenginliklerin, Milletlerin Zenginliğinin, Havzaların Zenginliğinin adaletsiz paylaşımı; olumsuz toplumsal oluş, oluşum ve olgulara/görüngülere sebep olmakta ve bu durum, toplumsal değişimi zorunlu kılmaktadır.

Allah, yeryüzünde rızkı ve rızk kaynaklarını insanlar eşit bir şekilde kullansın diye yarattı. FUSULET/10

Bu eşitliği bozan, zalim düşman net olarak bellidir: 

Küresel-emperyalist-wahşi-şahsi- sermaye-sınıfıdır. 

Çözülmüş emperyalist işçi devletleridir: Çin ve Rusya

Bu emperyal güçler: tüm havzalarımızda, arka kapı diplomasisi ile aralarında anlaşarak zulmediyor; olumsuzluklara, acılara yüreğini kapatmış, havza sakini emekçilerin acılarını, görmezlikten, duymazlıktan geliyor; Havzaların Zenginliğine el koyuyor, mülkiyeti gasp ediyor, adil-ortak-eşit paylaşımı red ediyorlar.

Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.2/193

“Havza İşçi Devleti” ve “Havzada Ortak Yaşam” hayati zorunluluktur!

“Havzaların Zenginliği” tezimi, havzasal zenginliklerin, adil-eşit-ortak paylaşılması ve “Hak İade Kuramı” ile sahibine iade edilmesi için yazdım. Düşman ve zalim olan wahşi “küresel sermaye sınıfı” nın emperyal gücü kırılmalı yok olmalıdır diyorum...

Zenginlerin mallarında yoksulların hakları vardır. MERAİC/24-25

Havza sakini emekçiler, yağmur suyunun ayırım çizgisinin belirlediği, havza yaşam-yağış alanlarında, havzada ortak yaşamı başarmak zorundadırlar.

Bir yağmur damlasının peşine düştüm ve bu tezi yazdım.

Hiçbir insanın aklına gelmeyen adil devlet sınırlarını, “Havza İşçi Devleti” sınırlarını, yağmur damlaları ile belirledim.

Kirlenen havzalarımız, havza fanusumuz toplumsal, fiziksel anlamda yağmur suyu ile temizlenecek, güneş sürekli enerjisi ile ısıl dengeyi/havza termodinamiğini koruyacaktır diyorum.

Bu tezim: Bir hayal değildir, toplumsal yaşamda karşılık bulacaktır.

Bu savım: Doğal, İnsan ve Toplumbilim/Sosyoloji anlamında net bir gerçekliktir diyorum.

Bu gerçeklik, mazlumları, ezilenleri, havza sakini emekçileri ayağa kaldıracaktır.

İnsanlığın tabii mizacına, havzalarına dönmesi, havzalarına sahip çıkması, talanı engellemesi an meselesidir, buna hiçbir küresel güç engel olamaz.

Günümüze değin kavimlerin/ulusların/halkların yaşam alanları, havzasal anlamda belirlenmemiştir. Bu belirsizlik toplumsal karışıklıklara/savaşlara neden olmuştur.

Günümüzdeki savaşların en önemli üç nedeni:

a) Sömürge güçlerin, kapitalist emperyalist ve çözülmüş emperyalist işçi devletlerinin; işgal, istila, ilhak, sömürü, soygun, savaş, talan ve tecavüzü bile-isteye, sistemli bir şekilde hayata geçirmesi, cihana hükmetmek istemesi ve yapay devlet sınırlarını çizmesidir diyorum.

b) Sömürge güçlerin, “Ticari Deniz Taşımacılığı”na, limanlara ve stratejik boğaz geçişlerine: Hürmüz, Babül Mendep, Malakka, Bering,  İstanbul, Çanakkale, Cebelitarık Boğazları, Panama,  Süveş Kanalına hükmetmek istemesidir diyorum.

c)“İçme ve kullanım suyu”,” stratejik madenleri” nin kaynağını ele geçirmek istemesi için çıkardığı savaşlardır diyorum.

Küresel-wahşi-şahsi-sermeye-sınıfı, bu baskılarından, baskın isteklerinden hiçbir zaman vaaz geçmeyecektir…

Bu azgın sınıf yok olmadıkça azgınlıklarından, taşımacılıktan ve su kullanımından doğan çelişkileri kendi menfaati için kullanacaktır.

Tüm havzaların barış yurdu olmasını etnik ve mezhebi ayrılıklar, yapay sınır anlaşmazlıkları kullanarak kaos/buhran yaratmaya devam edecektir.

Ak Parti’nin, Yeni Türkiye Sözleşmesi:

Madde 1:“Her siyasal düşünce ve düzen, insana hitap etmek ve belli bir mekâna ve zamana dayanmak zorundadır. İnsana hitap etmeyen, zaman ve mekânın gereklerini gözetmeyen hiçbir siyasal düzen kalıcı olamaz.”

Kuramsal eleştiriye katkı:

*Sınırları doğal olarak, belirlenmemiş alanları, mekân/coğrafya olarak kabul edemeyiz. Doğal mekân olarak ancak ve ancak doğal havza yaşam-yağış alanlarını/Havza Fanusunu sınır olarak bilimsel anlamda kabul edebiliriz.

*İnsanlarımızı, doğal yapımıza hitap etmeyen, küresel-wahşi-şahsi-sermaye-sınıfının, Lozan’da çizdiği bu mekâna hapis edemeyiz. Bu düşünce ilelebet devam edemez...

*Mekânımız/coğrafyamız,  küresel wahşi-şahsi-sermaye-sınıfının  idari, iktisadi, siyasi, askeri ve istihbarı askeri güçlerinin amaçlarına göre belirlenmiştir.

*Güney sınırlarımızın yeniden belirlenmesi süreci yaşıyoruz. “Havza aidiyet duygusu” ile Türk, Arap, Acem, Kürt halkları “ortak ve onurlu ittifaklar” kurmalıdırlar.

*Mezopotamya Havzası’nda ve Akdeniz, Karadeniz Kapalı Havzalarında;  küresel-wahşi-şahsi-sermaye-sınıfı tarafından çizilen mavi, yeşil ve kahverengi çizgileri kabul edip, mevcut yapay sınırlar içine hapsolunamayız.

*Birinci madde de tanımlanan: Zaman, mekân tanımlamaları; mekânın gereklerin gözetmeyen bir siyasal yapı; Ak Parti’nin oluşturacağı düzen; sosyoloji, içtimai yapı, toplumsal düzen: 2053 ve 2071 hedeflerimiz için yeterli değildir.

*Yeni içtimai yapılanmamız, havza bazında, havza sınırları kapsamında ele alınmalıdır diyorum. 

*Gen-genom, epigenetik, morfogenetik, enformatik kalıtımsal “gen ifadesi” ile olgulaşan, “havza morfik alanı”cnda, “Havzasal Yaşamın Sırları”na vakıf olarak, ulusal aidiyet bilincini de kapsama alanına alan, “Havza aidiyet şuuru/bilinci” ile yapılandırılmalıdır diyorum.

*Havza aidiyet şuuru, daha kapsayıcıdır. Sadece Türk “Ulusal aidiyet şuuru” ile yapılandırılacak olan yeni anayasa; kapsayıcı ve kalıcı olamayacağı için stratejik hedeflere ulaşımı da sağlayamaz.

*Yeni sosyolojik/toplumsal/içtimai buhranlara da sebep olabilir diyorum.

*Havza aidiyet şuuru ile tüm halkların/milletlerin/ulusların “hükümranlık hakkı”  olduğu düşünülüp, ortak kabul edilerek, değerlendirilmesi gerekir.

*Halkların, hükümranlık hakları eşit olarak düşünülmeden, varoluştan doğan insani hakları tanınmadan yapılandırılacak “Yeni Sivil Anayasamız” güdük kalacaktır!

Dolayısıyla;

Ak Parti’nin; Yeni Türkiye Sözleşmesi “havza ve sınıf temelli” olmadığı için eksiktir.

Stratejisini: İstiklal Marşı mesajlarından, şuurundan oluşturan  RTE/Ak Parti; Milli Şairimiz: Mehmet Akif Ersoy’un vermek istediği mesajları tam olarak algılamış, anlamış, uygulamış değildir!...

Mehmet Akif Ersoy; “Faiz/riba”,“ Lehül Mülk” ve” İnfak” kavramlarında samimi idi; Ak Parti’de samimi olmalıdır!?…

Tek dişi kalmış, wahşi sermaye sınıfından kurtulmanın yolu, denetimsiz, kapitalist, sömürgeci, serbest, sınırsız, piyasa ekonomisine ayak uydurmak, uyum sağlamak değildir!?...

Emperyalistlere karşı, cihad ehli ile tevhidi birlik sağlanarak hep birlikte“diklenerek dik durmakdır.”

Asıl olan: Sınırlı-süreli, sınırlı-sorumlu, sınırlı-denetimli, havza sınırları kapsamında serbest pazar iktisadi yapısıdır.

Ak Parti, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, serbest piyasa ekonomisi ile iktidar olanlar, kendi “iktidar zenginleri” ni yaratır ve iktidar zenginleri de, kazanç da aç gözlülük ederek kendi iktidarı değiştirir.

“Anadolu Kaplanları,” yeni yetme zenginler, TÜSİAD ayarına geldikçe, sermaye tek elde biriktikçe şerit/kulvar değiştirir, makas çekerek ilerler ve kazaya sebebiyet verirler.

Ve bu zengin bireyler partiyi içeriden yıkar, bir zaman sonra, Ak Parti’nin de sonunu getirirler!...

Son seçim de ikinci parti durumuna düşmesinin nedeni: Palazlanan, Anadolu Parsı/Kaplanları’ nın, açgözlü yeni zenginlerinin saf değiştirmesi değil midir?...

Basiretsiz, beceriksiz, anti-demokrat, liyakatsiz siyasilerin, altılı masa’da ciddi, güvenilir, tutarlı bir başkan “başkan adayı” gösterememesidir.

Liderlik vasfı, herkes tarafından kabul edilen, retoriği çok iyi olan: Türkiye’nin:  emek-değer, katma-değer, artı-değerini; Türkiye Halklarına harcayan: Tayyip Başkan’ın yeniden kazanmasına neden olmuştur.

Ak Parti, siyasi iktidarının devamı yeni zenginler yaratarak değil, “Havzaların Zenginliği”ni adil-eşit-ortak paylaştıracak; “Hak İade Kuramına” sahip çıkarak sağlayabilir!...

Milletlerin Zenginliğini değil, Havzaların Zenginliğini adil-eşit-ortak paylaştırarak, sahibine iadesini sağlayarak, havza ve sınıf temelli siyaset üreterek sağlayabilir…

Evrensel değerler özgürlük, eşitlik, kardeşlik; sömürgeci batının (kapitalistlerin) tekelinde değildir, bu değerleri en çok suiistimal eden de onlardır, batılı emperyalistlerdir!...

Yaşanan olaylar gerçek, yaşanan olaylar hakkında hakkın da düşünülenler, söylenenler hikâyedir. Yaşanılana, ana, olguya bakmak gerekir. Gerçek anlamda “sosyolojik tahlil”de bu değil midir zaten?..

Konfüçyüs gibi gerçekleri, olgularda aramak gerekir.

Siyasi yaşam son derece basittir: “Sermaye”ve “işçi” sınıfı.

Karl Marks’ın belirlediği bu iktisadi çelişki, günümüzde de hala devam ediyor. Görmezlikten gelemeyiz!...

Türkiye Cumhuriyeti: Savunduğum,”Havza İşçi Devleti” ve “Havzada Ortak Yaşam” savımla havza ve sınıf temelline dayalı “Türkiye Birleşik (Federe) Havza İşçi Devleti” olarak yeniden tanımlamalıdır diyorum.file:

///C:/Users/w7/Documents/H%C4%B0D-SON/turkiye-akarsu-havzalari-haritasi.webp

Ya da kısaca: TÜRKİYE HAVZA DEVLETİ olarak yapılandırılmalıdır diyorum!...

Aynı düşüncelerle:

Komşumuz Suriye: Asi ve Fırat nehir havzası üzerinde;  SURİYE HAVZA DEVLETİ olarak yapılandırılmalıdır diyorum!...

Mezopotamya ve Asi Havzasında “onurlu-ortak siyasi ittifaklar”  kurulmalıdır diyorum.

Havza yaşam alanı “sınırı” ,“pH’ı değer aralığı” ve ısıl/enerji transferi, yayılımı, yansıması, aktarımı “iç- termodinamik denge”,” gen-genom, epigenetiği, morfogenetiği, enformatiği”,”morfik alanı”  belirlenmeli ve“gen ifadesi” ile kalıtımsal olarak “havza yaşam-yağış alanı”,“havza fanusu” içerisinde, kendi içinde korunmalıdır.

Toplumsal yapılanmaların sorumluluk alanları belirlenmez ise çıkar çatışmaları başlar, sınır ihlalleri çatışmalara ve kargaşaya neden olur. Havzaların Zenginliğini adil paylaşımı zorlaşır.

Toplumsal yapılanmalarımızı, sınırları belli mekân/coğrafya içinde, geçmişin/tarihin olumlu oluşumlarından yararlanılarak, şimdilerde ne yapacağımıza ortak karar vererek, yapılandırmalıyız.

*Toplumsal yapılanma konusunda geleceğe dair öngörülerimizi de ayrıca hesaplayarak, geleceğe dair yapılandırmalarımızı da belirtmemiz gerekir.

*Toplumsal barış: Emek-Sermaye barışı ile sağlanır. Emekçilerin sömürüldüğü yerde toplumsal barış olmaz diyorum.

*Sınırlarını, yağmur suyunu ayırım çizgisinin belirlediği havzalarımız mekanlarımızdır. Havzalarımızın zamanı; havzaların tarihi gerçekliğidir.  Toplumsal yapılanmamız, ana ve tali havza sınırları içinde olmalıdır.

*Toplumsal Siyasetimiz: Toplumsal ortaklık (Sosyal Demokrasi) olmalıdır.

*Havzada ortak yaşam, sosyal demokrasi, toplumsal ortaklık siyaseti uygulanmadıktan sonra 2053-2071 hedeflerine ulaşamayız. Ulaşmak hayal olur.

*Havza ve sınıf temelli olmadığı için, Ak Partinin yeni vizyonu: “Türkiye Yüzyılı” siyasi hamlesi başarıya ulaşamayacaktır diyorum.

*Ak Parti, iktidarında, Uluslar arası siyasette; Mezopotamya, Nil, Akdeniz, Karadeniz ve Hazar Denizi Havzalarında, öz çıkarlarımızı korumakla birlikte; yeni olumsuz oluş, oluşum, olgu/görüngülere neden olunmuştur!...

*Bu durum siyasetini havza ve sınıf temelli yapamamasından ve havzaların zenginliğini koruyamamasından kaynaklanmaktadır!...

*** Ez cümle:Ak Parti, ülkem artı-değerini, ülkem insanının, insani temel ihtiyaçlarına harcadığı için gelmiş geçmiş en başarılı “anti-emperyalist,” kapitalist sisteme entegre olmuş siyasi muhafazakar demokrat partidir diyorum!...


KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

TELİF HAKLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 

İLİM EDEBİYAT ESERLERİNE İLİŞKİN KAYIT-TESCİL BELGES

Doğrulama Kodu : 7a61a8b3-b08c-4ac3-ad8c-9b4bdaab4883

Kayıt-Tescil No: 2021-5453

Kayıt-Tescil Tarihi:28.09.2021

r.keklikci23@gmail.com ;   havzaiscidevleti.blogspot.com  ;  @Havza_Devleti

24 Temmuz 2026 Cuma

HAVZA İŞÇİ DEVLETİ BİLDİRİSİ

KOMÜNİST PARTİ MANİFESTONUN ELEŞTİRİSİ 
VE  
HAVZA İŞÇİ DEVLETİ  BİLDİRİSİ


Karl Marks, Komünist Parti Bildirisi (Manifesto) ile kurulması istenen, “yapay-ulus-üniter-komünist-işçi sınıfı devletlerinde;” doğal havza sınırlarını, siyasi sınır: ”doğal devlet sınırı” olarak belirleyemedi!...

Çünkü kalıtımsal “gen ifadesi” nden, havza sınırından, havza fanusundan bi haberdi!...

Havzaların Zenginliklerini, iktisadi varlıklarını, iktisadi değerlerini: Katma-değer, emek-değer ve artı-değerini: ”Hak İade Kuramı”: Gün/Yevmiye-iş gücü ölçeğinde; birey, aile/hane halkı ve kamunun; ” birim-emek-değer”ini doğru tespit edip; adil-eşit-ortak olarak sahibine iade edemedi!...

Karl Marks’ın, “Diyalektik Materyalist felsefesi” ile yeryüzünde ilk kez ulusal, federe/birleşik  “yapay işçi devletleri” kuruldu; kurulan yapay işçi devletleri yaşamda, uygulamada, hayata geçirme denemeleri başarısızlıkla sonuçlandı!...

Kurulanlar yıkıldı, ayakta kalanlar da can çekişiyor!...

İşlerine gelmediği için basit bir kural olan  “hak iade kuramı”nı yenilikçi fikir olarak hayatta, gerçek yaşamda uygulayamayan, “yapay-işçi-devletleri” de zaman içinde yıkılacak ve “Havza Devleti” ve ya “Havza İşçi Devletlerine” dönüşeceklerdir.

En başta Rusya ve Demirperde ülkelerinde: Bulgaristan, Yugoslavya (Tito), Romanya, (Çavuşesko)  Çekoslovakya, Doğu Almanya, Arnavutluk (Enver Hoca), yine uzak-doğu diye tanımlanan:  Çin, Vietnam, Kuzey-Kore gibi yapay işçi devletlerinde de uygulama başarısızlıkla sonuçlandı!...

Küba Adasında, Vietnam, Kuzey Kore yarımadasında kurulu, işçi devletlerinde de artı-değer sahibine harcanmadığı için can çekişiyor!...

Gerçek anlamda, Havzaların Zenginliğine, iktisadi varlıkları ve iktisadi değerlerinin ortaklığına dayanan; “demokratik-sosyalist-komünist-cumhuriyet” olarak tanımlanan, sınırları doğada yaratanı tarafından belirlenmiş, havza yaşam-yağış alanlarında, “doğal işçi devletleri”, “hak iade kuramının” bilinememesi ve ya görmemezlikten gelinmesi nedeniyle “havza sakini emekçiler/işçi sınıfı” tarafından yapılandırılamadı!...

Ren havzası sakini fikir emekçisi, Karl Marks, İnsan ve Toplumilim/Sosyolojide, kendine göre, ispata muhtaç olmayan, materyalist inançla, yaşam gerçeklerine uyumlu, bazı bilimsel iktisadi-siyasi tespitler yaptı!... 

Şimdi onları sorgulama zamanıdır ve onlara soruyuorum?

KARL MARKS VE ARDILLARI NERELERDE YANLIŞ YAPTILAR!...

Karl Marks;

İbn Haldun, John Locke, Adam-Smith, David Ricardo’ nun, “emek-değer” tanımlamasından esinlenerek; iş gücü, emek, sermaye, sınıflı toplum, üretim-tüketim, eşya/meta, fiyat, ücret, kar, faiz, toprak rantı, vergiler den oluşan iktisadi-siyasi/ekonomi-politik kavramları;

İktisadi değer: “artı-değer” kavramı üzerinden; “Diyalektik Materyalist Felsefe” yaparak yeniden tanımladı!...

Toplumsal yapıyı net bir şekilde sermaye ve işçi sınıfı olarak ikiye ayırdı…

Bu belirlenimleriyle, “emek değerin” büyük kısmını oluşturan "artı-değerin” sermaye sınıfı tarafından sömürüldüğünü, su götürmez bir şekilde değerlendirdi ve konuya açıklık kazandırdı; haklı olarak, öncesinde yapılmış tüm toplum-bilimsel (sosyolojik) tanımlamaları tahrif etti!...

Bireysel emeği, "birim-iş gücü, birim-emek" gibi toplumsal/sosyal sabite kavramlarına dayanarak yeniden tanımladı.

Yeni iktisadi tanımlamalar, açıklamalar yapıp, " emek-değer" üzerinden, “artı-değeri” belirledi; çok basit bir kuram olan adil-eşit-ortak paylaşımı gerçekleştirecek: “Hak İade Kuramı” nı geliştirilemediler!...

Kanaatim odur ki!...

Komün toplumu oluşturacak liderler, yönetimler, “proletarya diktatörlüğü” adına “artı-değer”in, sahibine harcanmasını, sahibine iadesini istemediler!...

Kurulan komünlerde beşeri buhranlar yaşandı, emekçiler hizmet etmekten vaaz geçtiler!...

Emekçileri sömürdüler, ezdiler, açlıktan, yokluktan ölümlerine sebep oldular!...

Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, sömürünün gerçek nedenini İnsan ve Toplumbilim/Sosyolojik, fikri sabitelerle tespit ederek; insani iş gücünü/emeği göz önünde bulundurarak tüm tarihi dönemlerinin “diyalektik materyalist” felsefesini yaparak; insanlığın üretim-tüketim ilişkileri tarihinin yeniden yazılmasına, konuşulmasına ve de bazı havza yaşam-yağış alanlarında, yanlış da olsa “ulusal bazda” uygulanmasına vesile oldular!...

Sömürü çarkının, geçmişte, günümüzde ve gelecekte nasıl döndüğünü, sınıfsal çelişki ile belirleyip, emekçilerin inanç ve güvenini kazanıp, devlet yapılanmalarının, yanlış da olsa emekçilerin ortak faydasına olacağı zannıyla yeniden inşasına giriştiler!...

Bireyin, ailenin/hane halkının ve toplumun/kamunun; mülkiyet hakkının ve mülkiyetin verasetten devir hakkının ortadan kaldıran “yapay işçi devleti” yapılanmasının fikri/teorik ve uygulamalı/pratik temellerini attılar!..

Karl Marks’ın ardılları, işçi devletinin yapılanmasına girişerek tarih sahnesine çıktılar ve kısmen de olsa, bazı havzalarda, işçi devletini kurmakta başarılı oldular!...

Karl Marks ve ardılları: Lenin, Stalin, Mao, Enver Hoca, Ho Chi Minh, Tito, Kastro, Kim ve “Diyalektik Materyalist Felsefe” ile hareket eden diğer liderler!...

İşçi sınıfı adına sermaye sınıfının kökten, ortadan kalkmasını; ailenin ve aile/hane halkı ve kamunun mülkiyet haklarının yeniden tanımlanmasını; mülkiyetin ve mülkiyetin verasetten intikalinin ve devrinin yeryüzünden silinmesi kuramını benimseyerek en büyük yanlışı yaptılar!..

Diyalektik idealist felsefe yapanlara karşı; "inanç ispata muhtaçtır" mantığıyla; “yapay-

ulusal-üniter-kapitalist-sermaye-sınıfı devletlerine” sınıf ayırımı temelinde itiraz ettiler!...

Diyalektik Materyalist Felsefe yaparak, “yapay işçi devletleri”nin kurulmasına sebep/vesile oldular!...

Bilindiği üzere idari, siyasi, iktisadi , askeri ve istihbarı bilimlerde de mutlak tanımlama yoktur!..

Yapay devletlerde, haksızlıklarla olgulaşan çarpık toplumsal gelişmeler; “hak iade kuramı” gibi çok basit, yeni kuramların belirlenmesine vesile olurlar!...

Hak İade Kuramı:

*Havzaların Zenginliği: Toprak-su-hava ve maden/enerji sahası; iktisadi varlıkları ve iktisadi değerleri: katma değer, emek-değer ve artı-değerin; bireye, aileye/hane halkına, kamuya/topluma; yani, gerçek sahibine iadesini sağlayacak kuramdır.

*Havzaların Zenginliğinin, iktisadi varlıklarının ve iktisadi değerlerinin; yani havza “katma-değer””emek-değer”,”artı-değer” inin gerçek sahibine/havza sakini emekçilere; ortak-adil-eşit paylaşımını sağlayacak kuram, günümüze kadar belirlenememiş veya belirlenmek istenmemiştir!...

*Hak İade Kuramının olmayışı, uygulanmayışı nedeni iledir ki; havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde, Havzaların Zenginliği’nin sahibine iadesi gerçekleşememiş; bu nedenle, tüm havza yaşam-yağış alanlarımızda; istenmeyen idari, siyasi, iktisadi, askeri, istihbarı, içtimai felaketler, buhranlar, savaşlar olmuş, iktidar değişimleri yaşanmış, yapay/suni ulus-üniter devletler oluşturulmuştur!...

Bireyin, Ailenin ve Kamu Mülkiyetinin Korunması:

İşçi devletlerini kuranlar, fikri bazda, İbn Haldun, Jonn Locke, Adam Smith ve David Ricardo’nun: ”Emek-değer” ve Karl Marks’ın: “Artı-değer”inden yola çıkarak; bireyin, ailenin/hane halkının ve toplumun/kamunun; “hak iade kuramı: gün/yevmiye-işgücü” ölçeğinde; “birim-emek-değeri“ belirlenerek, sahibine iadesini sağlayamadılar!...

Kişinin ve ailenin/hane halkının ve toplumun/kamunun; iade kuramı ile belirlenmesi; Havzaların Zenginliğinin; havza sakini emekçilere, gerçek sahibine ”gün/yevmiye-işgücü ölçeğinde ”birim-emek-değeri”nin tespiti yapılarak iade edilmesi, havzasal ve sınıfsal ve ulusal temelde, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı olarak  yeniden yapılandırılacaktır!...

Birey, aile ve kamu mülkiyeti ve mülkiyetin devir hakkı; “hak iade kuramı” ile belirlenerek; hakkın gerçek sahiplerine teslim edilmesinin, mümkün olabileceğini iddia ediyorum!...

Gerçek yaşamda bu uygulama, ancak ve ancak, kalıtımsal gen ifadesi ile oluşan, havza yaşam-yağış alanında, havza fanusunda, sınıf temeline dayalı, “Havza Devleti”,” Havza İşçi Devleti” yapılanması ile mümkün olacaktır.

Havza sakini emekçiler; Havzaların Zenginliğini: katma-değer, emek-değer, artı-değer iktisadi varlıkları ve iktisadi zenginliklerinin gerçek sahibine iadesini; adil-eşit-ortak paylaşımını gerçekleştirebilmek için; sermaye sınıfının sömürge düzenlerini yıkmak; havza yaşam-yağış alanlarına kök salmış kurum ve kuruluşlarını ortadan kaldırmak, ayrık otlarını bittikçe, teker teker temizlemek durumundadırlar!...

Günümüz havza sakini emekçilerin, “Diyalektik Metafizik” felsefe yaparak, kalıtımsal “gen ifadesi”nden kaynaklı, oluşmuş havza yaşam-yağış alanında; sınırları doğa tarafından belirlenmiş havzalarda, “Havza İşçi Devleti” ni yapılanmasını gerçekleştirmeleri gerekmektedir!...

Bu mümkündür diyorum!...

İnsan ve Toplumbilim/Sosyoloji anlamında, Havza İşçi Devleti gibi “yenilikçi sosyolojik” açılımlarla; insanlığın, ileriye doğru toplumsal atılımlar yapması gerekliliği doğmuştur.

Karl Mark ve ardılları, “diyalektik materyalist felsefe” yaparak, evrensel anlamda;

”BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN” dediler!...

Mülkiyetin ve mülkiyetin verasetten intikali hakkının kaldırılmasını; bu hakkın, kurulacak “ulus işçi devletine” devredilmesini ve ortak kullanılmasını istediler; bu istem yaşamda, hayatta, uygulamada gerçekleşemedi!...

Bahsini ettiğim bu ÇOK BÜYÜK YANLIŞTAN dolayı!...

Doğum sancıları çeken ulusal-işçi-sınıfı-örgütleri; idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı anlamda çok iyi örgütlenmiş; emperyalist-küresel-wahşi-kapitalist-sermaye sınıfı ile çatışarak; birinci ve ikinci dünya savaşlarının oluşumuna neden oldular ve siyasi, iktisadi ve içtimai nedenlerin, buhranların, beşeri felaketlerin kapılarını araladılar!...

Denetimsiz, sermaye ve işçi sınıfı, çatışarak bu savaş kapılarından içeri girdiler ve sınırları net olarak belirlenemeyen; yapay-ulus-üniter-sermaye sınıfı ve işçi devletlerini kurup; havzalarımızda soğuk-sıcak savaşlar yaparak biri birlerine yaşama hakkı tanımadılar!...

Küresel emperyalist güçler, kurulan ulusal-işçi sınıfı devletlerinin; tüm kurum ve kuruluşlarını: sendika ve sivil toplum kuruluşlarını, siyasi işçi partilerini kendi çıkarları doğrultusunda kullandılar!...

Küresel wahşi-şahsi-kirli sermaye sınıfı, havza sakini emekçilerin, işçi sınıfının, doğal yaşam alanı, yeryüzünün bütün havzalarında işgal, istila, ilhak, savaş, soygun, sömürü, talan ve tecavüz ettiler ve de etmeye devam etmektedirler!...

Özellikle, Amazon, Uruguay,  Mississipi, Kongo, Nijer, İndus, Ganj, Nil, Tuna, Mezopotamya Havzalarında, kapalı Akdeniz, Karadeniz Havzalarında; havza sakini emekçilerin, Havzalarının Zenginliğini, iktisadi varlıklarını, iktisadi değerlerini; mal, can, namus, ırz, nesil, onur, haysiyet, özgürlük ve tüm insani değerlerini gasp edip ellerinden aldılar, toplu katliamlar yapıp; kalıtımsal “gen ifadesi”ni bozup, neslinin devamına bile engel oldular.

Tüm havzalarda insan, hayvan, bitkilerin, tüm  canlıların  genetiğini bozarak melez ırkların ve epigenetik mutasyonların oluşumuna neden oldular!...

Sömürüyü daimi kılmak için havza sakini emekçilerin; cehalet-esaret-fakirlik içleminde/ üçleminde boğulmalarına, örgütsüz kalmalarına ve yok olmalarına neden oldular.

Küresel wahşi-şahsi-kirli-kapitalist-komünist-sermaye sınıfı; istihbarı anlamda, ortak paydada/faydada anlaşıp, birlikte hareket ederek; dünyanın tüm havza yaşam-yağış alanlarında; korona (Covid-19) virüsünü yayarak biyolojik savaşı başlattılar, ardından, Dinyester, Dinyeper, Purut havzalarında, bölgesel savaş çıkararak insani kıyımlara, yerleşim bölgelerinde yıkımlara sebep olmaktadırlar!...

Çözülmüş işçi devletleri: Çin ve Rusya, iktisadi anlamda “devlet kapitalizmi” olgusu yarattılar!...

Askeri güçleri ile birlikte hareket ederek, yeniden siyasi kutuplaşmayı sağlamış ve üçüncü dünya savaşını evrensel boyutta başlatmışlardır!...

Kapitalist sermeye sınıfı ve çözülmüş işçi devletlerinin yeni sermaye katmanı/devlet kapitalizminin emelleri:

Öncelikle emekli yaşlı nüfusu ortadan kaldırmak, daha sonra ihtiyaç duymadığı, kendisine kuru kalabalık olarak görünen, emek fazlası/atıl emek-değer sahibi orta yaşlı işçi sınıfını ortadan kaldırmaktır!...

Bunun için kapalı kapılar ardında, her iki grubun, askeri ve istihbarı birimleri anlaşıp saldırıya geçtiler!...

Konvansiyonel, ateşli, kimyasal, biyolojik (Covid-19) kitle imha silahlarıyla  Mezopotamya Havzası' nda olduğu gibi saldırıya geçtiler!...

Sınırlarını kendilerinin belirlediği; yapay-ulus-üniter-kapitalist devletler oluşturarak, bunlar arasında sıcak savaş çıkarıp, havza sakini emekçilerin kitleler halinde ölümlerine neden oldular!...

Havza sakini emekçilerin, geleneksel tarımına engel olarak, sınaî tarımı adı altında, insan sağlığını bozan, insan doğasına aykırı zirai üretimleri-tüketimleri yapmaya zorladılar!...

Zirai üretim-tüketimi tamamen kar amaçlı yaparak; havza sakini emekçilerin; havzasal beslenme ve havzasal sağlığını bozdular!....

Bile isteye, kronik hastalıklara yakalanmalarına ve daha kısa sürede ölümlerine neden oldular!...

Havza sakini emekçilerin, tanımlanmamış ve tanısı konulmamış, kronik hastalıklara yakalanmasına sebep olarak, ciddi sağlık sorunları yaşamalarına neden oldular!...

Tüm havza yaşam-yağış alanlarında, kalıtımsal “gen ifadesi”nden kaynaklı tezahür eden, olgulaşan: İnsan ve Toplumbilimsel/Sosyolojik yapılanmayı, doğal gelişim sürecini, gelişmeyi, dumura uğrattılar, diyalektik zincirin halkalarını kopardılar!...

Başarılı olmuş, yapay-ulusal-işçi-devletleri de maalesef, küresel wahşi-şahsi-kirli-kapitalist-sermaye-sınıfı karşısında; ulusal bütünlük sağlayamadığı gibi, bir bir çözülüp dağıttılar!...

Bütün ülkelerin işçileri, evrensel işçi birliğini, bütünlüğünü sağlayamadıklar!...

Kurulan yapay devletlerde de bozguncu (revizyonist) işçi kuruluşları, sermaye sınıfının denetiminde olduğu için ulusal birliğin sağlanmasına engel oldular!...

Küresel wahşi-şahsi sermaye sınıfının hükümran olduğu “yapay-ulus-üniter-kapitalist-sermaye-sınıfı-devletleri" ve onlarla sidik yarışına giren; “yapay-ulus-komünist-işçi-devletleri;” ulusal istihbarı birimlerini kurup; kendi aralarında, çıkar ilişkisine dayalı; kendi iktidarlarının ayakta kalmasını sağlayan; "soğuk savaş lakırdısı" ile günümüze kadar sahte siyasi rekabet yaparak geldiler!...

Karl Marks’ın ardılları, 19. ve 20. yüzyılı  iktisadi ve siyasi yanlışlar yaparak geçirdiler!...

Ama!...

21. Yüzyıl, havza sakini emekçilerinin, devlet yapılanmalarını, havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde, diyalektik metafizik felsefe yaparak, kendi havza sınırları içerisinde kuracakları, “Havza Devleti”,“Havza İşçi Devleti" olarak gerçekleşecektir!...

Yapay-ulus-üniter-devletlerin, Ulusal zenginliklerini, Milletlerin Zenginliğini gasp eden küresel Kapitalist ve komünist sermaye (Komünist Devlet Kapitalizmi) sınıfıdır!...

Küresel iki kutuplu, kapitalist ve komünist sermaye sınıfı, denetimlerinde ki, istihbarı birlikleri birlikte hareket edip; Havzaların Zenginlikleri/Milletlerin Zenginlikleri’ni sömürüp; iki dünya savaşına ve dahi siyasi, iktisadi ve içtimai buhranlara sebep olmuşlardır!...

Son olarak, çözülmüş işçi devletinin, komünist sermaye sınıfı, ÇİN devlet kapitalizminin,  COVİD-19 virüsü ile havza sakini emekçileri, havza yaşam-yağış alanlarında ortadan kaldırmak için biyolojik savaşı başlatarak saldırıya geçtiler, ölenlerin sayısı da yedi milyon kişiyi geçti!...

Çözülmüş işçi devleti, komünist sermaye sınıfı, Rus devlet kapitalizminin, Dinyeper, dinyester, Purut Havza yaşam-yağış alanlarını/Ukrayna’yı işgali, kapitalist sermaye sınıfını ürkütmüş, NATO’yu yeniden toparlamaya, güçlendirmeye başlamıştır!...

Sözde  eğitimli, sınıf bilinci var kabul edilen: Sen, Ren, Elbe, Vistül, Tuna, Dinyeper, Dinyester, Purut  havzası sakini emekçiler, biyolojik/genetik ve sıcak savaş saldırısının şaşkınlığı içerisinde kalarak ne yapacaklarını şaşırmışlardır!...

Küresel wahşi-şahsi-kirli-sermaye-sınıfı ve uzman akademisyen işbirlikçilerinin denetiminde sevk ve idare olunan; Dünya sağlık örgütü ve NATO yapay devletlerin sağlık ve askeri kuruluşları, aniden karşılaştıkları bu biyolojik/genetik saldırılara hazırlıksız yakalandılar!...

Tüm havza yaşam-yağış alanlarında, havza sakini emekçiler, atıl emek, yetersiz kalan, ihtiyaca cevap veremeyen sağlık ve askeri kuruluşlarında, kendi "ölüm sırasını" beklemektedirler!...

 

 “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor- komünizm hayaleti.”

Mark ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say: 115

Kuramsal eleştirim:

*Bu söz, ham hayal/tamamen ütopya idi ve hayalden öteye de geçemedi; sadece maddi değerlerle, materyallerle, fiziki sabitelerle yola çıkılmaz; yarı yolda kalmamak için manevi değerlere, metafiziksel sabitelere de ihtiyaç vardır.

*Ruh-zihin-beden yapımızın, bir bütünlük içinde oluştuğunu inkâr edemeyiz; bu kavramları klasik fizik sabiteler ve kuantum fizik sabiteleri, kalıtımsal “gen ifadesi” yok saymıyor; manevi kavramlarımızı, manevi varlığımızı, değerlerimizi, metafizik sabitelerimizi temelden, kökten yok sayamayız.

*Beynimizin, tüm hücrelerimizle olan iletişimini ve hücrelerimizin beyinle ve diğer hücrelerle olan genetik iletişimini; yine beynimizin "holografik " yapısını;"limbik sistemi",  bağırsaklarımızın merkezi sinir sistemiyle ilişkisini sağlayan ”Enterik Sinir Sistemini” bedenimizde kablosuz iletişim ve hormonal dengeyi sağlayan, “endokrin bezlerini” bir kenara koyamayız.

*Komünizm hayaleti, şimdilerde; Loire, Sen, Ren, Veser, Elbe, Oder, Vistül, Davgava, Ural, Volga, Dinyeper, Dinyestır, Purut, Tuna, Po, Tajo ….. havza yaşam alanlarında;  Avrupa Birliği (AB) hayaleti olarak dolaşıyor.Lakin AB, hayalden öteye geçemedi!..

Don, Volga, Dvina, Obi, İrtiş, Pinega, Mezen, Peçora, Ural, Yenisey, Hatanda, Olenyok, Lena, İndiairka, Kolima Anadır, Amur havza yaşam alanlarında; Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'nin (SSCB) ardılı: çözülmüş işçi devleti "Rusya Federasyonu"nda doksan yılın denenmişliğinin ayıbıyla; başarısızlıkla ve utanç içerisinde, şaşkın, ezik hayalet olarak dolaşmıyor artık!...

Sir-i Derya, Amu Derya nehirleri arasında, Maveraünnehir Havzasında; ana ve tali havza yaşam alanları üzerinde; umutları kırılmış, yoksulluktan beli bükülmüş; havzasında aylık 200 $’a iş bulamayan emekçilerin hayallerini süslemiyor artık!...

Yang-çe, Hoang-ho, Sigyang, Amur havzası yaşam-yağış alanlarında, çözülmüş işçi devletlerinde, Çin Komünist Partisi hayaleti olarak dolaşmıyor artık!...

Mekong, Menam, İravadi, havza yaşam-yağış alanlarında, umudu kırılmış, havza sakini emekçilerin, Viatnam, Laos, Kamboçya, Tayland emekçilerinin hayallerini süslemiyor artık!...

Küba adası, “hak iade kuramım” ndan habersiz; hala “artı-değerin sahibine iadesinin” nasıl gerçekleştiririmin şaşkınlığı içinde debelenip duruyor !...

Dünyanın tüm havza yaşam-yağış alanlarında, havza fanuslarında, gerçek anlamada toplumsal ortaklık, havza sakini emekçilerin hayallerini süslüyor ama ham hayal olarak süslüyor!...

Bu hayalet;

Tuna, Volga, Obi, Yenisey, Lena, Amur, Hong Ho, Yang-çe, Mekong, Ganj, İndus, Fırat-Dicle, Nil, Zambezi, Oranj, Kongo, Nijer, Amazon, Paraguay, Parana, Orinoko, Mississipi, Mackenzie, Yukon havza yaşam-yağış alanlarında ve de tüm dünya havza yaşam-yağış alanlarında hayalet olarak dolaşmıyor artık!...

Bu hayalet, sınırları doğada belirlenmiş, yaşam alanlarımız havzalarımızda; kalıtımsal “gen ifadesi”nden kaynaklı doğal yaşam zinciri üzerinde, hayalet olmaktan çıkıp, “havzada ortak yaşam”,”Havza İşçi Devleti” sosyolojisi gerçeğine dönüşmesi yakındır artık!...

Yaşamın en küçük varlıkları, sınırları belirli, bitkisel ve hayvansal hücreler; çekirdek-DNA-RNA, genler ve sitoplâzmasındaki organ eller: mitokondri, koful, ribozom, sentrom, entroplazmik retikulum, golgi aygıtı hücre zarı sınırları içinde; güneşten aldığı enerji ile kendi enerjisini (ATP) üreterek varlığını, canlılığını, koruduğunu, oluşturduğunu biliyoruz artık!...

Hücrelerimizin, kendi sınırları içerisinde birbiriyle yan yana olan uyumu, hücre zarıyla sınırları belirlenmiş alana hâkim genlerimiz; kendi içinde denetimli enerji üretimi yaptığını, kendinin ve beden-zihin-ruh bütünlüğümüzü korumak adına; yaşamını idame ettirmek, devam ettirmek için uyum içinde çalıştığını; bilimsel sabitelerle anlamış buluyoruz artık!..

Denetime uymak istemeyen, doğasına isyan etmiş, bayrak açmış katil, hızla çoğalan radikal hücreler;  kendi başına buyruk, özgürlüğü (liberalizmi) yaşam biçimi olarak benimsemiş, kendini koruma adına, denetimden çıkmış, yetersiz enerji ile bütünü yok eden, oksijensiz ortamda hızla üreyen denetimsiz radikal hücrelerin/kanser hücrelerinin, en sonunda, beden bütünlüğümüzü yok ettiğini de biliyoruz artık!...

Kalıtımsal “gen ifadesi”nden kaynaklı, hem hücresel, organsal, bireysel beden bütünlüğü, hem de havzasal anlamda denetimin kendi elimizde, “havz aidiyet bilinci ile çarenin bizde, kendimizde, bedenimizde ve havza yaşam-yağış alanımızda, havza fanusunda olduğunun bilincinde olmalıyız artık!...

"Havza aidiyet şuuru/bilinci” ve “bedenimizin aidiyet şuuru/bilinci" ile denetimli gücümüzün farkında lığında, üst ve alt bilincimizi birlikte kullanarak hareket etmeliyiz artık!...

Kalıtımsal “gen ifadesi”nden kaynaklı, beden bütünlüğümüzü, havza mikrobiyomumuzu-mikrobiyatamızı; havza yaşam-yağış alanını, havza doğal ortamını; havza habitatını, yetişen hayvanlarının, bitkilerinin, tüm genetik yapılarını; hava yaşam-yağış alanının toprak-su-hava sahasının pH’ını temizliğini ve ısıl/enerji transferini/termodinamiğini koruyup korumalıyız artık!...

Havzalarımızın makrobiyotasını ve makrobiyomunu korumamız; öncelikle, havza akar-durgun suyunun pH'ının ve havza yaşam alanının ısıl/enereji transferinin, (iç termodinamiği) ardışık, döngüsel, sıralı, devinimsel, dönemsel hareketliliğinin korunması havza yaşam-yağış alanlarımızın, havza fanusunun korunması anlamına geldiğinin bilincinde olmalıyız artık!... 

Havzada yaşam, havza canlılığının, habitatının korunması, havza sakini insanlar ve diğer canlılar arasında hayatta kalmak için verilen çetin yaşam savaşı, "havza aidiyet bilincini" oluşturur!...

Kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan: “Havza Aidiyet Bilinci”: Soyut olduğu kadar somut değer olarak; hayatta kalma, yaşama tutunma, yaratılanların havzasında özgürce yaşama bilinci olduğunun farkına varmalıyız artık!...

Havza aidiyet bilinci: En büyük yaşam kaynağımız havzalarımızın, bütünlüğünü bozan, havza aidiyet bilincimizi yok sayan işgal, istila, ilhak, sömürge, soygun, savaş, talan, tecavüzde sınır tanımayan: “küresel-wahşi-şahsi-kapitalist-komünist-sermaye-sınıfı ve yerli işbirlikçileri“ ne karşı mücadele bilinci olduğunun farkına varmalıyız artık!...

Havza sakini emekçilerin, “Havza aidiyet bilinci,” ve kalıtımsak “gen ifadesi” ile vücut bulan,” ulusal aidiyet bilinci”ni de kapsamı alanı içerisine aldığının bilincinde olmalıdr; havza ve sınıf temelli “siyasi stratejiler” geliştirmesi gerektiğinin bilincinde olmadır…

Küresel wahşiler, sınırsız, süresiz, denetimsiz, wahşi-şahsi hareketleri ve ürettiği yetersiz enerji ile havza yaşam-yağış alanlarımızda; varlığımızı, havza aidiyet bilincimizi radikal kanser hücreleri gibi bütünüyle yok etmek amacı, gayreti içindedirler.

Dünya nüfusu: 7.8  milyarı aştı!...

Küresel wahş-şahsi sermaye ve yerli işbirlikçisi, çanak yalayıcıları, en abartılı rakamla: Bir milyon kişi olarak kabul edersek; bu zavallı küçük adamlar,(!) tüm havza yaşam-yağış alanlarını sürekli olarak, ilelebet, hoyratça kullanabileceklerini mi zannediyorlar acaba!?...

Bu duruma, hücresel, bedensel ve havzasal bütünlüğümüzü korumak adına; havzasal beslenmemizi ve havzasal sağlığımızı korumak adına; doğamız müsaade etmeyeceği gibi havza sakini emekçiler de müsaade etmeyecek ve günü geldiğinde çok güzel cevap vereceklerdir.

Havza sakini emekçiler, kendi adına, enerji kaynağımız güneşten aldıkları sürekli, tükenmez, sonsuz (!) enerji ile doğal ortamlarını, havza yaşam-yağış alanlarını kendi pH’ını ve ısıl enerjisini,” Havzaların Zenginliğini”, “hak iade kuramı” ile koruyacağı muhakkaktır!...

Nasıl ki, vücudumuzda ki tüm hücreler, organel ve organlar, damarlarımızda akan kanın pH değerini 7,35-7,45 aralığın da tutmak ve vücudumuzun ısıl dengesini korumak için gayret ediyor ve de bizi yaşatmaya çabalıyorsa;

Havza sakini emekçilerde, havza akarsularının pH’ını korumak ve havza ısıl dengesini (iç termodinamiğini) ardışık, sıralı mevsimsel döngüsünü korumak, doğal gelişimlerin bozulmasına engel olmak adına ceht/cihat ederek çaba gösterecekleri zaman gelmiştir artık!...

Batı aydınlanması, (!) bilimi suiistimal ederek, tüm insani değerler Gazze’de yok ederek, “sermaye sınıfı” nın çıkarlarını; idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı anlamda; tüm havza yaşam-yağış alanlarında koruduğu; sermaye sınıfını dünyaya hükümran kıldığı bilinmelidir artık!..

 Şunu demek istiyorum:

Son peygamber gönderildi ve son uyarı yapıldı. İnsanlığın, kendi kendini idame edebilmesi, yönetebilmesi; “diyalektik metafizik felsefe” yapması; klasik ve kuantum fiziği, metafizik sabiteler ile ileriye doğru, aklını ve bilgisini kullanması; kendi çabası ile yürümesi gerektiğini bilmem belirtmeme gerek var mı?...

Diyalektik Fizik-Metafizik Emek: Tanrısal “Mutlak Emek” ve O’nun, Allah’ın  denetiminde ki “insan emeği”dir.

Ruh-zihin-beden içleminde, bütünlüğünde; ürettiğimiz her ürün, mal ve hizmet; iktisadi değer; fizik ve metafizik bütünsel emeğimizin ürünüdür; anahtar kelimemiz “denetimdir.”

Diyalektik metafizik: Metafizik âlemde, külli/toplam sabit zamanda; fizik âlemde sınırlı süreli, değişken cüzi/kısmi zamanda; oluş, oluşum olguların; denetimli, saklı ve görüngü düzenin bilimsel/ilimsel olgusudur!... (Fenomenoloji)

Görünür görünmez olgular: Sınırlı, süreli, serbest, oluş, oluşum, olgu/görüngü, ardışık, sıralı, devinim; döngüsel olarak yaratıcısının denetiminde meydana gelirler!...

Küresel wahşi-burjuva ve proleterler, kendi çıkarları doğrultusunda; yapay-ulus-üniter devletleri, yapay sosyolojileri yenilikçi demokratik yapılar (!) olarak tanımladılar;

Kendi hukuklarını yazıp, kendi mülkiyet kanunlarını, kendi geçilmez gümrük duvarlarını inşa ettiler;

İşgal ettikleri yarı kapalı havza yaşam-yağış alanlarını; Filistin-Gazze’de olduğu gibi açık ve kapalı hapishaneye çevirdiler ve yaşamı havza sakini emekçilere zindan ettiler!...

Bu yapay-ulus-üniter-sermaye ve işçi sınıfı devletlerinde; kurdukları sözde cumhuriyetci, demokratik,  sosyal demokrat-sosyalist-komünist partiler ile yürütme, yargı, askeri ve istihbarı gücü ele geçirip hükümranlıklarını devam ettirdiler!...

Burjuva partileri gibi, komünist partileri de, Havzaların Zenginliğini, Milletlerin Zenginliğini, İktisadi varlıklarını, iktisadi değerlerinin: emek-değer, artı-değer ve katma değerlerinin sahibine iadesini sağlamayı akıllarının ucundan dahi geçirmediler!...

Emperyalist sömürge düzeninin devamı için işçi sınıfına her türlü wahşeti yaşattılar, yaşatmaya da devam ediyorlar!...

1-WAHŞİ-ŞAHSİ BURJUVA VE PROLETERLERE

Küresel wahşi-şahsi-sermaye-sınıfı ve wahşi-işçi-sınıfı-devletleri; kaynağını “Alman Felsefesi”, “İngiliz Ekonomi Politiği” ve “Fransız Sosyalizminden” alır derler!...

Lenin, Mao, Ho Che Mınh, Todor Jivkof, Enver Hoca, Tito, Çavuşesku, Kim, Kastro gibi samimi ulusal devrimci liderlerin, deneyimleri ile yeryüzünde yaşayan, yaşatılan diyalektik materyalizm: uzay-zaman-mekanda, maddeyi, maddesel ısıl/enerjiyi (termodinamiği) insani düşünce ve fiziki hareketini; emek-değerini, artı-değerini, katma-değerini baz olarak almakta; anahtar kelime olarak da “değişimi” temel esas kabul etmektedirler!...

 

”Burjuvazi, tarihte, son derece devrimci bir rol oynadı.”

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say: 119

Kuramsal eleştirim:

*Wahşi-şahsi burjuva ve proleterler, değişimde devrimci (!)rol oynadılar ama devrimci, demokrat/ortaklaşacı bir rol oynayamadılar, Havzaların Zenginliklerini, emek-değerini paylaşmadılar; nedense hep kendilerine taraf yonttular!...

*Milletlerin Zenginliğini, ulusal iktisadi varlıkları, ulusal iktisadi değerleri; uluslarının refahı, ortak faydası için harcamak şöyle dursun; birinci ve ikinci dünya savaşlarına sebep olup; itaatsizlik eden uluslara karşı atom bombası kullandılar; mazlum ulusları da atom bombasıyla tehdit ettiler, tüm havza yaşam-yağış alanlarını ilhak, işgal,istila etmeye de devam ediyorlar!...

*Sayısız siyasi ve iktisadi buhranlar yaratıp, sınırları kendi çıkarlarınca belirlenen yapay-ulus-üniter-devletler kurarak sömürgeci düzenlerini devam ettirdiler!...

*Burjuvazi, tarihte, son derece yıkıcı bir rol oynadı. Wahşi sermaye sınıfının Yahudi ARMATÖRLERİ … ”Akebe-Gazze Kanal Projesini” hayata geçirmek için emeği ile geçinen insanları, çoluk çocuklarını, insanlığın gözleri önünde öldürdüler. “Filistin-Gazze Katliamını” yaptılar ve de yapmaya devam ediyorlar…

*Havza yaşam-yağış alanlarının, ph’ını ve iç-dış termodinamiğini, ardışık, döngüsel, sıralı, devinimsel iklim yapısını bozarak, kalıtımsal “gen ifadesi”ni bile mutat mutasyonlara zorlayarak, “epigenetik”  olgular oluşturdular; havza yaşam-yağış alanını, havza sakini emekçilerin başlarına yıktılar, yıkmaya da devam ediyorlar!...

 

 “Burjuvazi, yani sermaye, hangi oranda gelişiyorsa, proletarya da modern işçi sınıfı da aynı oranda gelişiyor.”

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say: 123

Kuramsal eleştirim:

*Wahşi-şahsi burjuva ve proleterler, aynı imkânlardan yararlanamadıkları için aynı oranda gelişim gösteremediler.

*Milletlerin Zenginliği, ulusal iktisadi varlıklar ve ulusal iktisadi değerler; sermaye sınıfının ve işçi devletlerinin komünist partilerinin hükümran olduğu yapay-ulusal-üniter devletlerde, sermayenin tek elde birikmesine neden oldular!...

*Cumhuriyet ve demokrasi ile yönetilen yapay devletlerde; krallık, hanedanlık, emirlik, diktatörlük, zengin ailelerin şirket kasalarında büyüyerek, sermayenin hızla birikmesine neden oldular!...

*Ulusal savunma için alınan silahlar, yapay ulusal sınır anlaşmazlıkları yaratılarak, etnik ve mezhepsel ayrılıklar kullanılarak ulusal işçi sınıflarının mahvına sebep oldular.

*İnsani düşünce kaynağının ilk, orta, yeni, yakın çağ filozoflarının düşünce birikimlerinin; Havzaların Zenginliğinin, iktisadi varlıklarının, iktisadi değerlerinin sahibin iadesi belirlenemediği gibi, derin sınıfsal ayrılıklar oluşturdular.

*Fizik ve metafizik fikr-i sabitelerinin; insanlığı getirdiği son nokta, doğal halka: Diyalektik materyalizm insanlığın kurtuluş, umudu olarak görülmüştü ama olmadığı, kurulan işçi devletleri bir bir yıkılırken anlaşıldı artık!...

*Berlin’i ayıran duvarın yıkılması ile “yapay işçi devletleri”nin iflası ilan edilmiş; toplumsal kurtuluş için insanlık yeni devlet yapılanması arayışına girme fikr-i becerisini gösterememiştir!...

*Arayışlarım sonunda, çok basit olan “hak iade kuramı” ile havzada ortak yaşamın sağlanarak, sınıfsal ayrılıklara son verileceği gerçeği; “Havza İşçi Devleti” yenilikçi devlet yapılanması olarak belirlenmiş olacak, bilimsel yenilikçi: İnsan ve Toplumbilim/Sosyolojik yapı kendini gösterecektir!...

 

 “Proletarya çeşitli gelişim aşamasından geçer. Burjuvaziye karşı savaşımı var oluşu ile birlikte başlar.”

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu, say: 125

Kuramsal eleştirim:

*Mark'sın, “sermaye ve işçi sınıfı “ belirlenimi ile “artı-değer” belirlenimi;  doğru siyasi ve iktisadi kavram olup doğru içtimai sabitelerdir.

* Yanlış olan, Karl Marks’ın, Tanrı’yı toplumsal yaşamdan dışlamasıdır; bu yanlışı nedeniyle, ne İsa’ya, ne de Musa’ya yaranmış;  toplumsal yaşamdan dışlanan; 2026-1883= 133 yıl sonra da olsa kendisi olmuştur. En büyük yanlışlarından biri de budur!...

*Onun bu kavramları nedeni ile wahşi-şahsi burjuva ve proleterler sınıflar kendine gelmiştir.

*Bu kavramlar, proletaryadan ziyade, küresel wahşi-şahsi sermayenin ve komünist parti yöneticilerinin işine yaramıştır. Komünist “devlet sermayesi/devlet kapitalizmi” birikimine neden olmuştur!...

 

 “Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır.

 Marks-Engels, Komünist Parti Manifestosu, say:130

Kuramsal eleştirim:

*Havzaların Zenginliği, ”hak iade kuramı“ ile belirlenmeden; havza yaşam-yağış alanlarında; havza sakini emekçiler tarafından; “Havza İşçi Devleti” yapılanması gerçekleşmeden; küresel wahşi-şahsi sermaye sınıfı ve wahşi-proleterlerin mezar kazıcılığı gerçekleşmeyecek, defin işlemi yapılamayacaktır!...

*Havza sakini emekçilerin zafere ulaşması; “Havza İşçi Devleti” yapılanmasını gerçekleştirmeden mümkün değildir!...

* Kurulan ilk işçi devleti: SSCB’nin ve diğer yapay-ulus-üniter devletlerin, 1990 lı yıllardan başlayarak, yıkılışına, değişimine, kapitalist sisteme geçişine (entegre) oluşuna hep birlikte şahit olduk!...

*Wahşi-şahsi-semaye-sınıfı ve işbirlikçisi proleterler; yapay-ulus-üniter-kapitalist devletlerde; wahşi-proleterler, yapay-ulus-üniter-komünist-işçi-devletlerinde; hükümranlıklarını devam ettiriyorlar, mezara girmeye de hiç mi hiç niyetleri yoktur!...

*Dünya iktisadi değerini: 100 koyun; Dünya nüfusunu:100 kişi kabul edersek; 1 koyun: 99 kişiye, 99 koyun bir kişiye düşmektedir. Sömürü oranı=1/99 olmuştur!...

*Havza sakini emekçilerin sömürgeci işgalcilere karşı meşru haklarını kullanma zamanı gelmiştir!...

*Hükümran güçler, tüm havza yaşam-yağış alanlarında; Havzaların Zenginliğini gasp ederek; iktisadi varlıklarını, sorumsuzca artırmaya devam etmekte ve kendi mezarını, kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır…

*Hükümran güçler, sınırları doğa tarafından belirlenmiş, tüm havza yaşam-yağış alanlarının; pH ve iç termodinamiğini bozarak; havza sakini emekçilerin, havzasal beslenmesine engel olup, havzasal sağlığını bozmuş; cehalet-esaret-yoksulluk üçleminde savunmasız bırakmışlardır.

 

 2-WAHŞİ-ŞAHSİ PROLETERYA / KOMÜNİSTLERE

”Komünistlerin bir bütün olarak proleterler karşısındaki tutumu nedir?”

“Komünistler, öteki işçi sınıfı partilerine karşı ayrı bir parti oluşturamazlar.”

“Bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarının dışında ayrı çıkarlara sahip değiller.”

“Proleter hareketi biçimlendirmek ve kalıba sokmak üzere kendilerine özgü hiçbir sekter (ayrı) ilke getiremez.

” Marks ve Engels: Komünist Parti Manifestosu. Say:131

Kuramsal eleştirim:

*Havza İşçi Devleti’nin, idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı kurum ve kuruluşların; havza sakini emekçilerin, birlikteliği korumakla birlikte; tek parti despotluğunu yaşanmaması için çok partili demokratik yapının oluşturulması gereği vardır.

*Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları, iktisadi değerlerinin: emek-değer, artı-değer ve katma-değerin; “hak iade kuramı” ile sahibine iade edilmesi için; çok partili demokratik siyasi yaşamın devamlılığının sağlaması, korunması zorunluluğu vardır.

*Bu ilkenin, alt havza birimlerinde, yerelde, “havzada ortak yaşamın”,”havzasal içtimai yaşamın”, “havzasal demokratik yaşamın” tesis edilmesinin ve daimiliğinin, korunmasının zorunluluğu vardır.

*Havza sakini emekçiler,havza yaşam-yağış alanı, havza fanusu içerisinde kalan havzanın pH’ını, ısıl/enerjisinin, (iç termodinamiği) gen-genomunu, epigenetiğini,  morfogenetiğini, enformatiğini, morfik alanını, korıma zorunluluğu vardır diyorum…

*Havzaların Zenginliğinin, iktisadi varlıklarının, iktisadi değerlerini korumak ve hak iade kuramı ile sahibine iadesini gerçekleştirmek için; tali havza yaşam alanlarında bağımsız örgütlenmeye gitmek, “ana havza yaşam-yağış alanı bütünlüğünde”,”özerk-bağımsız” ayrı ayrı örgütlenmeler gitmek; kooperatifler, partiler, sivil toplum örgütleri  kurmak ve siyasi rekabeti/yarışmayı yaşatmak zorunluluğu vardır diyorum.

*Ana havza yaşam alanı sınırları içerisinde, tali havzaların ortak faydalarda anlaşarak; “birleşik” toplumsal yapıları gerçekleştirmek; refah ve mutluluğu yakalamak, sağlıklı” temiz havza toplumu” adına, siyasi birliktelik sağlanarak; “havza işçi devleti” yapılanmasını gerçekleştirmek zorunluluğu vardır.

*Havza işçi devleti yapılanması, bir bütün olarak havza sakini emekçilerin çıkarlarını korumak, Havzaların Zenginliğini gasp eden sermaye sınıfının çıkar ilişkilerini; öncelikle barışçıl yollarla, şartlara bağlı olarak da zaman içerisinde, siyasi manevralarla ortadan kaldırmak zorunluluğu vardır.

*İdari bilimlerde kesin ve katı hükümler, kötü sonuçlar doğurur; esneklik her zaman için iyi sonuçlar doğurur. Hükmün olabilmesi için her şartta masada bulunma zorunluluğu vardır diyorum…

*Nitekim, masada olamayan havza sakini emekçilerin hakları; 18. 19. 20. 21. yüzyıllarda, diyalektik idealist, diyalektik materyalist felsefe kuramlarıyla kurulan, sınırları belirsiz; üç yüzyılı aşan sürede oluşan “yapay-ulus-üniter-sermaye-sınıfı ve işçi sınıfı devletlerinde,” esnek davranılmayıp, sömürgeci” kapitalist ve komünistlerin” katı kuralları/hukuki normları/demir leblebileri ile yönetildiği için beşeri felaketlerin yaşanmasına neden olunmuştur.

*Havza yaşam-yağış alanlarında kurulan yapay devletlerin, doğuş-yaşayış-yıkılış olgusunu, tarihi çizgi üzerinde, hep birlikte gözlemledik ve şahit olduk, şahit olacağız…

*Havza İşçi Devleti yapılandırılırken, “diyalektik materyalist felsefenin” işçi sınıfı ve art-değer kuramı ile “diyalektik metafizik felsefenin”, “hak iade kuramı” toplum bilimsel sabite olarak belirlenecektir.

*Tüm ana ve tali havza yaşam-yağış alanlarında; bireyin, ailenin/hane halkının ve kamunun/ toplumun; toplumsal kültürel farklılıkların da birlikteliği; ortak faydalarda anlaşarak, havzada ortak yaşam sağlanarak; yenilikçi-temiz-refah toplumu yapılanmasına gidilebilir.

*Yaşam içerisinde, yenilikçi teknolojilere paralel olarak,  başka yenilikçi içtimai ilkeler hukukçular tarafından belirlenebilir…

*Havza sınırları içerisinde, toplumsal fayda sağlayan kurallar, kuramlar, kurumlar geliştirilerek, yaşam gerçeklerine uygun kurallar/kanunlar belirlenebilir ve ileri sürülebilir diyorum…

*Hak iade kuramım: gün/yevmiye-işgücü ölçeğinde; birim-emek-değer tespiti yapılarak; Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları, iktisadi değerleri: katma-değer, emek-değer ve artı değerin sahibine iadesi gerçekleşecektir. Hak iade kuramım yenilikçi ama termodinamiğin sıfırıncı yasası gibi, sonradan belirlenmiş çok basit iktisadi kuramdır.

* İktisdi Bilimin kabul görmesi gereken, bu sıfırıncı yasası: “Hak İade Kuramı,” sermaye sınıfının pek hoşuna gitmese de iktisadi yaşamda uygulanma zorunluluğu vardır.

 *Hakiade kuramım ile birey, aile/hane halkı ve toplum/kamu kurum ve kuruluşlarının “birim-emek-değeri” korunacak; bu nedenle Havza İşçi Devletin yapılanması; bu yenilikçi kuramım ile havza yaşam-yağış alanlarında idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı anlamda içtimai bütünlük sağlanacaktır diyorum.

 

 “Bu anlamda, komünistlerin teorisi tek bir tümcede özetlenebilir: özel mülkiyetin kaldırılması.”
Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:132

Kuramsal eleştirim:

*Havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde yapılandırılacak, Havza İşçi Devleti’nde; hak iade kuramı ile bireyin, ailenin/hane halkının ve kamu mülkiyetinin belirlenmesine ve havza sınırları içerisinde; sınırlı-serbest-denetimli-özel mülkiyete ve mülkiyetin verasetten devir hakkı yasal normlarla tanınacaktır.  

*Birey, aile/hane halkı ve kamunun; hak iade kuramı ile tespiti yapılmış, sınırlı “özel mülkiyet” hakkı tanınacaktır.

*Kapitalist sistemim sınırsız mülkiyet edinme ve edinilen mülkiyetin verasetten intikalini sağlayan “demir yasalar” hükümsüz sayılmalıdır, sömürgeciliğin asıl sebebi, “demir leblebi” diye tanımlanan bu türden yasal normlardır!...

 *İktisadi değerler: Emek-değer, artı değer ve katma-değer; yani mutlak-emek-değer; Bir şey/eşya/meta oluşturur; yani, mal ve hizmet/iş olarak somut değere/kuvvete dönüşerek yol alır diyorum…  Emek (Labour)/İnsani-işgücü; İş = Kuvvet x Yol

*Uygun kuvvetle (bedensel veya mekanik, elektrik veya elektronik), sınırlı sürede/belirli zamanda üretilen ürünü; iktisadi varlığı, iktisadi değeri, mal ve hizmeti; istenilen yere kadar götürmek, (ÜRETİM-TÜKETİM-ULAŞIM-İLETİŞİM-TİCARET)  “iş yapmak/işi bitirmek/işi kotarmak” anlamına gelir; bu hal iktisadi yaşamda varlık, canlılık, somut-değer –iş üretmek demektir diyorum.

*Kullanım ve değişim değeri olan her  eşya, emek ürünüdür, değer arz eder.

*Havza işçi devletinde, bireyin  “birim üretimi”,””birim-emek-değerinin”,  tespiti yapılıp, bireyin hakkı gözetilerek, ”artı-değerin sahibine iadesi kuramı”/”hak iade kuramı” ile iktisadın sıfırıncı yasası ile belirlenebilir diyorum.

*Havza İşçi Devletinin Tanımlanması: 

Yaratıcısı tarafından, sınırları doğada belirlenmiş, havza yaşam alanlarında, havza fanusunda; havza sakini emekçilerin, havza sınırları içerisinde, kalıtımsal “Gen İfadesi”n den kaynaklı, genetik, morfogenetik, enformatik yaşamın sağladığı “Havza Yaşam-Yağış Morfik Alanında”; “havza aidiyet bilinci” ile ” havza ve sınıf temeline” dayalı olarak; ” Havzaların Zenginliğini”, “ Hak İade Kuramım” ile ortaklaşa  paylaşarak; iktisadi varlıkların ve iktisadi değerlerin sahibine iadesini gerçekleştirilerek, yapılandırılacağı bir işçi devleti yapılanması olarak belirlenmeli ve tanımlanmalıdır diyorum…

*Havza İşçi Devletinin temel/esas kaynağı: 

Havza yaşam-yağış alanı, havza fanusu, Havzaların Zenginliği, havzaların fizik ve metafizik sabiteleri ve bu sabiteleri denetimli olarak yaratan, bahşeden mülkün mutlak sahibi: Allah’tır.  

Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin, Allah'tan başka bir veli ve bir yardımcınız yoktur. - İnnallahe lehu mulkus semavati ... Tevbe suresi 116. ayet

Havza sakinleri gibi, tüm yaratılanlar; su bölüm çizgisinin belirlediği; doğal havza sınırlar içerisinde; havza aidiyet şuuru ile yaşar, pH ve ısıl/enerji transferi, (iç-dış termodinamiği) kendi düzensizliğinde, (entropisinde) kalıtımsal “gen fadesi “ ile kendi diyalektiğinde; önceden tanımlanmış,kromozomlarına işlenmiş genetik, morfogenetik, enformatik bilgileri kapsamında, kendi doğal ortamlarında. Görünür/fizik/zahiri ve görünmez/metafizik/ batini alemde ve atom altı hareketliliğinde, % 99,5 kabul edilen vakum boşlukta yaşarlar.

Havza yaşam-yağış alanında, mikro ve makro düzeyde yaşayan tüm yaratılmışlar; Havzasını doğal yaşam alanı olarak benimser, hayatiyetini bu çizilmiş sınırları içinde, kendi habitatında, doğal ortamında, yaşamını idame ettirme, yaşamda kalma mücadelesi verirler.

Hayat, yaşam, canlılık: "Fizik ve metafizik sabite"lerin; Nizam-ı Alem de, atomların ve atom altı parçacıkların; (-) elektronlar, (+) proton yükler sayesinde oluş, oluşum ve olgulaşır diyorum!...

Kendi sınırları içerisinde belirlenmiş, denetimli şarz ve deşarj olarak lepton, kuark ve fotonların  hareketliliği kendi sınırsızlığı üzerinden denetimli olarak devam eder!...

Dünya/havzasal yaşam: Güneş'ten aldığı enerji ile yaratanının denetiminde; kontrollü, ardışık, döngüsel, sıralı, devinerek ve kendi ritminde, foto-sentez ve foto-analiz yaparak akar.

Yaratılmışlar, tüm canlı varlıklar, enerji üretip (ATP) oksijen yakarak, pH ve iç-termodinamiğini/ısıl dengesini, gen ifadesini, havza aidiyet bilincini koruyarak kendi havzasında varlığını idame ettirirler!...

*Metafizik sabiteler: 

Allah’ın ayetleri, öğütleridir. İnsanın, “beden-zihin-ruh” içleminde, bütünlüğünde; insan anlığında, soyut kavramların harmanlandığı, enerji boyutunda oluşan, insan aklının;

Zihinsel, düşünsel, ruhsal, tin’sel faaliyetlerdir; zihinsel-düşünsel kavramlar: id, ide, idealar;

Yapılan tüm soyut ve somutlaşmış tırılmış hesaplar;

Oluş, oluşum, olgulaşmış dil, lehçe, kelime, yargı cümleleri, sanat, yenilikçi fikirler, yenilikçi düşüns Uzaydan, dünyayı gözlemler isek, havza sınırları, havza fanusu içerisinde; canlı, doğal hayatın holografisinin var olduğunu gözlemleyebiliriz.

Havza ve hücre sınırlar içerisinde, çekirdeğinde can vardır, canlar vardır canlılar vardır; canların taşıdığı, fizik, metafizik değerle, ruhlar vardır!...

Ben-benlik-Ruh vardır. Ruh-zihi-beden üçleminin bütünsel işlevi vardır.

Can, ben, benlik: Nesnel; Ruh ve zaman:Özneldir.

Hegel: “ Ne ki gerçektir, akılsaldır; ne ki akılsaldır, gerçektir.”

Benim anladığım: “Us da olan-biten gerçektir, gerçek de olan-biten ussaldır.”

Us kaybolmaz, beden kaybolsa da us kaybolmaz diyorum.

Yazıya döküldü müydü, sınaat eseri olarak yapıldı mıydı hiç kaybolmaz…

Manyetik alanda şekillenmiş, boşluğa salınmışolan  us “Morfik alanda”,”morfogenetik alanda”,Tanrı’nın gölgesi olarak saklı kalır.

Tüm öznel ve nesnel değerler/psişikler; zahiri/maddi/fiziki/görünür âlemden;  batini/uhrevi/metafizik/görünmez aleme geçişin elektro-manyetik olarak şekillenmiş hakikatleridir. Us’lar kaybolmaz değerlerdir. Hesap gününde, iyi-kötü amellerimiz,  psişiklerimiz bir bir önümüze çıkacaktır.

Düşünsel öz-TİN dir.

Düşünsel TÖZ: Tanrısal özdür.

{“Düşünce-fikir/ Nesne-Özne/Tin-TÖZ/ İd-ide-idea/Ruh- Zihin-Beden/” }TÖZ, “ Batı Aydınlanması”nın düşünce farı olmuştur. Düşünürler TÖZ’e kafa yormuştur.

Havza Morfik alanlarında,“Geçmişin Tini” ve “Çağın Tini” vardır ve çözümlenmesi gerekir diyorum…

C.G.Jung’un tanımladığı: Ben, benlik, kişisel bilinç, kişisel bilinçdışılık, kolektif bilinçdışılık  ve;

Rebert Shaldrake’nın “Morfik Alan” teorisi örtüşüyor diyorum.

Hegel, Büyük Mantık, Sayfa-590:” Düşünce, tin, özbilinç ideanın belirlenimleridir,” der.

Hegelden etkilenen; Carl Gustav Jung: “Bireysel bililnçdışılık ve kollektif bilinçdışılıktan”bahisle;

Yine, Hegel’den ve Jung’dan etkilenen Rubert Shaldrek’in: “Morfik Alan” tanımlamasından bahisle; havza morfik alanından/havza fanusundan bahis edilebilir diyorum...

Havza fanusu içerisinde vuku bulan; havza sakini mikro-makro yaratılmışların nöronlarında olgulaşan; bireysel bilinç, bilinçdışılıktan, grupsal görünüm, görüngü/ olgularda “Havzasal/ortak bilinçdışılıkdan” ve” “ulusal bilinci” de kapsayan ” Havza aidiyet Bilincinden” bahsedilmelidir diyorum, havzasal sırrı deşifre ediyorum…

Bilincin, beden dışında ki varlığı, teoride dillendirilmeye başlanmış, “havza aidiyet bilinci" ni neden dillendirmeyeyim ki?!...

Sosyologların tanımladığı: “Ulusal bilinç, ulusal bilinçdışılık, “ulusal aidiyet bilinci.” Yine, ulusal aidiyet bilincini de kapsayan,Kalıtımsal “gen ifadesin”n den kaynaklı: “ havza aidiyet bilinci” neden tanımlanmasın diyorum?...

“Ulusal aidiyet bilinç“; “Havza Morfik alanı”,” Havzada Ortak Bilinç”, “Havzada Ortak Bilinçdışılık”, “Havza Aidiyet Bilinci”,”Havzada Ortak Yaşam” teoremim ile bu teorilerle örtüşüyor diyorum...

Tüm bu olguların kökeninde havza genom-gen ifadesi olduğunu, Bio-Genetikçiler, Moleküler Biyologlar fizik olarak, deneyimlemiş ve belirlemişler  zaten.

Geçmişte, günümüzde ve gelecekte Havzada ortak yaşayan mikro ve makro varlıkların tinleri, psişikleri havza morfik alanında, nesillerinin devamı için kendi varlıklarını, biyo kültürel değerlerini korumalıydı.

Yok, olan havzasal canlılık ölse bile; geçmişin tinleri, havza morfik alanında varlığını koruduğu, birikimi olduğu düşünülmelidir artık diyorum.

Sanrılarımız, ayanlarımız, istemlerimiz, ilhamlarımızı tetikleyen, otantik değerlerimizi saklayan, sezgilerimizle bu değerlere ulaşma yeteneğimiz, kalıtımsal olarak genlerimiz vasıtasıyla, hücre morfik alanında şekillenmekte ve varlığını korumakta ve geleceğe aktarılmaktadır.

Enerjik olarak kodlanmış, şekillenmiş, var olan hiçbir tinsel değer kaybolmaz. Enerjinin sakınımı prensibindendolayı kaybolmaz. Tinsel değerler, psişik değerler, nesnel ve öznel değerler arasında geçişi, iletişimi sağlayan, kalıtımsal “gen ifadesi”n den kaynaklı duyum ve duyularla şekillendirilmiş/formel morfik enerjik değerler kaybolmaz diyorum...

Genetikçiler, moleküler biyologlar, genlerin izomerlerinde şekillenmiş, “morfik alan” izomerik dizilimlerini doğru okumalıdırlar.

Enerji kaybolmaz, Çünkü: Termodinamiğin birinci yasasına aykırıdır: ” Hiçbir ısıl enerji yoktan var, vardan yok olmaz.”

Konuşulmuş her sözcük varlığını koruyor diyorum. Sözü kullananın varlığı dağılır, toprağa karışır ama biçimlendirilmiş sözcükler kaybolmaz.

Havza morfik alanında toplaşır, ortak değere: Kollektif bilinçdışı, ulusalbilinçdışı, havzasal bilinçdışılığa dönüşür.

İlim insanları, biçimlenmiş, enerji temelli bu sözcükleri, psişiklerin tezahürü kelimeleri, tümceleri,” havza morfik alanı”nda geri topladıklarında, gerçek tarih o zaman yazılacak. Ak mı? Kara mı? O zaman göreceğiz.

*Fizik Sabiteler:

Tabiat, tabiat bilimleri, doğa yasaları, kuralları, kanunları: Fizik, kimya, matematik, geometri formülleri ve uygulamalarıdır;

Uzay, astronomi, gezegenler galaksiler, kainar ve kainatın ardışık, sıralı, döngüsel, fragtal, holistik, devinimi, ışık hızı;

Suyun: sıvı hali, kaynaması, buharlaşması, donması; doğanın pH’ı, termodinamiği;

Madde, kuark, foton, nötron, elektron, atom, element, moleküller, hücreler, hücre organelleri, sıvısı, sınırı; amino asitler, hidrokarbonlar, yağlar, minareler, vitaminler;

Bileşik ve karışık maddeler, genler, gen ifadeleri,  genetik nitelik ve nicelikler, morfogenetik ve enformatik oluş oluşum, olgular;

Virüsler, bakteriler, mantarlar, bilinen bilinmeyen mikro organizmalar ve bunların havzasal bazda olgulaşmış ”morfik/morfogenetik alanları” fizik sabiteler olarak tanımlanmalıdır diyorum!...

*Doğal ışık,  sezgi: 

Doğal ışık/sezgi: İnsan anlığında, tanımlanmış fizik sabitelerin, tanımlanmış metafizik sabitelerle anlık etkileşimidir!...

Zihinsel, düşünsel anlık bilgi belirlenimi; aklın, zihnin, duyum ve düşünüm yeteneğidir!...

Yenilikçi: id, ide, idea, tümcelerin, paragrafların keşfidir!...

Yeni idelerin eski idelerle çarpıştırılarak, şuur ışığında yeni sözcüklerin oluş, oluşum, olgusu/görüngüsü, yenilikçi fikirlerdir!...

Sezgiler, soyut olarak bilsek de, gerçek anlamda, manyetik alanlarımızda, manyetik gerçeklik olarak şifrelenmiş tezahürlerini, şekilleri, morfik/morfogenetik alanlarda, kaybolmadan kayda geçerler!…

Belleklerimizdeki düşünsel devinim, hem belelklerimizde, hem sanaat, eserlerimizde; Mağara duvarlarındaki resimler, kayadan oyulmuş heykeller; kâğıda yazılmış, dillere dolanmış şarkı, türkü, şiir, edebi ve ebedi eserler olarak…

Nesilden nesile, insandan insana bedenlerde bilinç; beden dışında bilinçdışılık: ardışık, döngüsel, sıralı, devinen, şifrelenmiş, kodlanmış  “formel manyetik gerçeklik” olarak, gerçek anlamda, morfik/morfogenetik alanlarda, varlığını koruyarak kalıtımsal “gen ifadesi” üzerinden enformatiği ve kalıtımsal epigenetik mutasyonları var olacak, havzasal yaşamda/morfik alanında, havza konyaklarında varlığını koruyacaktır…

 

Ve düşünüyorum o halde varım’ da düşünmek için var olmak gerektiğini çok açık görmem dışında,  hakikati dile getirdiğime beni temin eden hiç bir şey bulunmadığının farkına vararak, çok açıkça ve çok seçikçe kavradığımız şeylerin dosdoğru olduğunu genel bir kural edinebileceğime; ama sadece, seçikçe kavradığımız şeylerin hangileri olduğuna dikkat göstermede bir sıkıntı bulunduğuna hükmettim.

Rene Descardes, Metot Üzerine Konuşma, Say:47

Kuramsal açıklamam:

*Fizik âlem ve insan bedeni, sonludur; Metafizik âlem ve insan ruhu/tözü sonsuzdur.

*İnsanın, ruh-zihin-bedeni; Allah’ın doksan dokuz sıfatı ile yaratılmış olup, yeryüzündeki denetleyicisi, vekili, yolcusu, halifesidir.

*Gerçek/Hak/hakikat/realite: Fizik ve metafizik doğal atom üstü ve atom altı hareketliliğin; meydana getirdiği, denetimli, oluş, oluşum, olgulardır/görüngülerdir.

*Görünür ve görünmez alemin hareketliliğine, teknik özelliklerini geliştirdiğimiz, teleskop ve mikroskopun odak noktasına düşen nesnsl değerleri görürüz.

*Atom altı vakum boşlukta “öznel-nesnel” özellikler gösteren şifrelenmiş, manyetik bazda, enerjik değerlerimizin/varlığımızın, ruh-zihin-beden üçleminin, bireyin ve toplumun bedeninde, bilincinde, bilinçdışılığında içlemik geçişlerin olduğunu, bunların genlerimiz üzerinden nasnal ve morfik alanlarda öznel kalıtımının olduğu, ve bu kalıtımın Yaratıcısı tarafından koruduğunu ya artık biliyoruz…

*Rene Descardes, anlığındaki kavramlarına hükmetmede, bir sıkıntı olduğu hakikatinin farkına varmış;

*Kavramların sıralı diziliminde bir sıkıntı olduğunu fark etmiş, kavramlarını özgür iradesi ile belirlemesine rağmen, id, ide, idea, tümce-lerini, bir denetleyenin olduğunun, farkına varmış, O’nun hükmüne inanmıştır. 

“İradenin insan aklını aşması, duyuların insan aklını aşmasıdır.”- Hegel

*Duyuların insan aklını aşması, metafizik sabite olan ruhun, olgulara/görüngülere, denetimli olarak, zuhur ettirmesi, meydana çıkarması, olgulaştırması, dünyevileştirmesi, batını ve zahiri birleştirmesi, fizik ve metafizik gelişimini ilerletmesi, ruh-zihin-bedenin tekâmülü/gelişimi anlamına gelir diyorum.

*İnsani algı, denetimli, düşünsel özgür bir faaliyettir; doğal/diyalektik metafizik halkaların gelişimine uygun birleşimi; bize, tarihi toplumsal materyalist ve metafizik gelişimin, doğrusal çizgisi üzerinde birleştirilmiş doğal/diyalektik oluş, oluşum, olguların halkalarını belirleyecektir.

 

 “Burjuva toplumda, canlı emek, birikmiş emeği artırma aracından başka bir şey değildir. Komünist toplumda ise, birikmiş emek, emekçinin varoluşunu genişletme, zenginleştirme, geliştirme aracından başka bir şey değildir.”

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:134

Kuramsal eleştirim:

*Yapay-ulus-üniter sermaye sınıfı ve işçi sınıfı devletlerinin her ikisinde de Havzaların Zenginliği, Milletlerin/ulusların zenginliği iktisadi varlıkları ve iktisadi değerleri;

*Yapay toplulukların “ortak menfaatleri” için değil; çok büyük oranda, küresel wahşi-şahsi sermayenin ve wahşi-şahsi komünist parti yöneticilerinin menfaatleri doğrultusunda harcanmıştır.

*Ana ve tali havza sakini emekçilerin, gerçekleştirecekleri;” havzada ortak yaşam”;” Havza İşçi Devleti’nin”,” ortak faydas”ı için harcanacaktır.

*Tarih boyunca hükümran güçler etnik, dini ve mezhebi ayrılıkları kullanmıştır!...

*Küresel wahşi-şahsilerin belirlediği, yapay devlet sınırları üzerinden; yapay anlaşmazlıklar yaratılarak, havza sakini emekçilerin savaştırılmasına neden oluşturulmuştur!...

*Havzaların Zenginlikleri barış için değil, savaş için harcanmıştır.

*Bu nedenle, tüm havza sakini emekçiler canlarından, mallarından, sağlıklarından, havzasal yaşamdan olmuştur.

 

 “Özel mülkiyetin kaldırılmasıyla her türlü çalışmanın duracağı ve genel bir tembelliğin yayılacağı ileri sürülüyor.

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:136

Kuramsal eleştirim:

*Özel mülkiyetin tamamen kaldırıldığı “yapay-ulus-üniter-işçi-devletlerinde” emekçileri tembel davranacağı; komünist parti üyelerini hiç çalışmayacağı, toplumun sırtından geçineceği yaşam içinde 20. Yüzyılda doğrulandı.

*Doğu Avrupa Sosyalist Cumhuriyetleri ve SSCB bu kambur büyüdüğü için yıkıldı.

*Havza İşçi Devleti’nde, Havzaların Zenginliği; “hak iade kuramım” belirlenip, sahibine iade edilecektir!...

*Mülkiyet edinme hakkı; “birim-emek-değeri” kadar olacağından; hak iade kuramım üzerinden belirlenen:  (Emek (Labour) /İnsani-iş gücü  = İş (Work) = Kuvvet x Yol) fizik çok basit olan, iktisadın sıfırıncı yasası bu formül ile belirlenecektir!...

*Gün/yevmiye-işgücü ile bireyin, ailenin/hane halkının“birim-emek-değerini ”ve” ailenin-işgücü” ölçüsünde; mülkiyet ve mülkiyetin verasetten intikali hakkının, hukuki normları belirlenerek sağlanacaktır.

 “Ailenin kaldırılması! En radikal kişiler bile, komünistlerin bu utanç verici niyeti karşısında parlayıveriyorlar.”

Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:136

Kuramsal eleştirim:

*Havza İşçi Devleti yapılanmasını gerçek manada, en küçük toplumsal birimini/toplumun hücresi: havza sakini emekçi ailelerin; aile mülkiyeti ve mülkiyetin verasetten intikalinin devrinin; “birim-emek-değeri”nin, korunması olgusu oluşturur.

*Havza İşçi Devleti yapılanmasında,  vahiy ile bildirilen, Âdem-Havva ailesin den beridir; doğal ortamlarda, doğal olarak oluşmuş; anne-baba ve çocuklardan müteşekkil, ”kutsal aile” kavramı yapısını benimsenmelidir…

*Küresel wahşi-şahsi sermaye sınıfının ve küresel wahşi-şahsi komünist işçi sınıfının aile konusunda ki belirlenimleri anlatımları yapaydır, ahlaki (etik) değildir!... Bu durum, aile yapısının bozulması, emperyalist güçlerin yıkımına sebep olacaktır…

*Adam Smith’in “Ahlaki Duygular Teorisi” yapaydır. Tamamen parasaldır…

*Bu konuda belirlenimde bulunanların, biri birlerini yermeleri, eleştirmeleri kendilerini bağlar ve de yanlıştır!...

* Toplumun kurtuluşu aile bağlarının kuvvetleştirilmesi, kutsal-çekirdek aile yapısının ve etik değerlerinin korunmasına bağlıdır, gerisi lafügüzaf/boş laftır, langırtıdır!...

*İlk çağların aile (gens) komün toplumsal oluş, oluşum olgusu/görüngüsü bile kutsal-çekirdek aile yapısını çözemedi!...

*Antik çağın, etkin-aile, edilgen-köleci toplumsal oluş, oluşum, olgusu/görüngüsü biie kutsal-çekirdek aile yapısını çözemedi!...

*Feodalite derebeyi-aşiret-ağalık oluş, oluşum, olgusu/görüngüsü bile kutsal-çekirdek aile yapısını çözemedi!...

*Orta-yeni-yakın çağın işçi-sermaye sınıfı çelişkisi de kutsal-çekirdek aile yapısını çözemedi!...

*Küresel wahşi-şahsi sermaye kutsanmış, kutsal-çekirdek ailenin oluş, oluşum, olgusunu/görüngüsünü bozma yönünde, zorlamış olmakla beraber, kutsal-çekirdek aile yapısını çözemedi!...

*Yaratıcısının öğütleri ile insanlığın oluşturduğu sağlam ahlaki (etik) değerleri, insanoğlu ortadan kaldıramaz ve yapay sermaye-işçi sınıfının buna gücü de yetmez!...

*Küresel wahş-şahsi sermayenin aile şirketleri geleneksel ve hukuksal aile yapıları ve gümrük duvarları yaratarak, şirketleşmeye gitmiş; kendi haklarını koruyarak, şirketlerinin sermayesini büyütmüş; yapay devletler içerisinde hükümranlıklarını yürütmüşlerdir!...

*Aile mülkiyetinin verasetten devri, intikali sömürgeci sermaye birikimine neden olmamalı, yeni nesil de artı-değer üreterek kendi mülkiyetini, helal kazançla genişletmeli, iktisadi yaşam bu şekilde gelişerek, genişleyerek ileriye doğru atılım yapmalı, büyümelidir.

*Dünyayı yöneten küresel wahşi-şahsi sermaye sınıfının, aydınlanmış aileleri ve işbirlikçi aileler: Rothschild, Rockefeler, Astor, Kennedey, Lee, Dupont, Onassis, Bundy, Freeman, Collins, Reynolds,  Russel, MC Donald Hanedanlığı ve bilinmeyen diğerleri olarak söylenmekte ve dillendirilmektedir!...

*Kendine münhasır kuralları olan bu küresel kapitalist sistemim wahşi-şahsi ailelerinin; ahlaki kurallarını, uluslar-üstü hukukunu (!), sermaye büyüklüklerini, sermaye akışını, akış hızını kendilerinden başka,  hiçbir kurum, kuruluş ve iktisadi birimler tarafından bilinememekte ve sır olarak gizlenmektedir…

*Tek rakipleri: Çözülmüş ve çözülmemiş işçi devletleridir; içinde bulunduğumuz 3. Dünya savaşı bu iki cephede netleşerek devam etmektedir.

* Günümüzde yanilikçi “İnsan ve Toplumbilim/ Sosyolojik” olgulaşma bu yönde tezahür edecek ve bu içtimai olgulaşma, havza sakini emekçiler eliyle 21. Yüzyılda “havzada ortak yaşama” meyledecektir…

 

 “Komünistler, ayrıca, vatan ve milliyeti kaldırmayı istemekle suçlanıyorlar. İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olmadıkları bir şeyi alamayız. Proletarya her şeyden önce siyasal gücü ele geçirmek, ulusal önder sınıfı durumuna gelmek, kendisini ulus olarak oluşturmak zorunda olduğuna göre, kendisi, bu ölçüde, ulusaldır, ama sözcüğün burjuva anlamında değil.”

Mark ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:138

Kuramsal eleştirim:

*İşçilerin vatanı vardır, hem de bu vatanın sınırları doğa tarafından belirlenmiştir. Emekçilerin vatanı gerçek sahibi oldukları, kalıtımsal “gen ifadesi”ni de koruyan, “ana ve tali havza yaşam alanlarıdır.”

*Yapay-ulus-üniter sermaye sınıfı ve işçi sınıfı devletlerinde; kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı olgulaşan ulusalcılık, burjuva sınıfı tarafından sömürü aracı olarak kullanılmıştır.

*Küresel wahşi-komünist-sermaye-sınıfı-işçi-devletlerinde; hâkim ulusal komünist partisi; kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı olgulaşan ulusalcılığı sömürü aracı olarak kullanmıştır.

*Tüm havza yaşam alanlarında, hükümran güçler, ulusalcılığı etnik ve dini değerleri kullanarak sömürü aracı olarak kullanarak hükümranlığını korumuştur.

*Havza sakini emekçiler, Havzaların Zenginliğini; iktisadi varlıklarını, “ulusal aidiyet şuurunu”,” ulusal değerlerini”; kalıtımsal ” gen ifadesi” nden kaynaklı: “havza aidiyet şuuru” kapsamında; kültürel, etnik ve dini farklılık gözetmeden; yerelde ve genelde; ana ve tali havza yaşam alanlarında; “Havza İşçi Devleti” kapsamında koruyarak gerçekleştireceklerdir!...

 

“Düşünce tarihi, zihinsel üretimin, maddi üretimin değişmesiyle birlikte değiştiğinden başka neyi tanıtlar ki?”

…..

“Kuşkusuz ki,” denecek, “dinsel, ahlaksal, felsefi ve hukuksal düşünceler tarihsel gelişimin akışı içerisinde değişmişlerdir. Ama din, ahlak, felsefe, siyaset ve hukuk, bu değişmeler içerisinde hep ayakta kalmışlardır.”

Mark ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:139

Kuramsal eleştirim:

*İnsan ve Toplumbilim/Sosyoloji, tüm insanlık tarihi, ezilen ve ezen sınıfların, sınıfsal çeliksisi üzerinden; isyanlar, buhranlar, devrimleri, beşeri afetler, toplumsal/içtimai/sosyolojik değişiklikle oluş, oluşum olgulaşmıştır.

*Bu olgulaşma, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı havzasal bazda olgulaştı ve de olgulaşma devam edecektir.

* Toplumsal diyalektik doğal halkaların tezahürünü belirleyen, toplumsal değişimlerin etkilendiği önemli tarihi şahsiyetleri ve biri birleri ile ilintilenmesini şu şekilde tarihi sıraya göre belirlemek istiyorum:

İbn-i Haldun

Umranı: Medeniyet, uygarlık, kalifiye emeğin kurduğu bayındır yapı diye belirlemiş!...

*Bedevilik, hadarilik ve asabilik kavramları ile de doğal halkaları birleştirerek “ilm-i umran/Sosyoloji” kavramını açıklamıştır!...

*Emeğin “değer” olduğunun bahsini, ilk defa, kâğıda kaydederek, yazıya dökerek belirlemiş, meşrulaştırmış, açıklık kazandırmıştır!... İlm-i değerleri ile Avrupa’yı aydınlatmıştır!...

Adam Smith

*Bu İskoç koçu, denetimsiz, sınırsız, süresiz, serbest pazarı evrensel alanda belirlemiş; başka “Milletlerin Zenginliğini” umursamamış; İngiliz sömürgeciliğini savunmuş, evrensel anlamda sömürgeciliği meşrulaştırmıştır!...

*Ahlaki Duygular Teorisini neden yazmış? Hala anlamış değilim!...

*Anlayan bana da anlatsın bi zahmet!...

Georg Wilhelm Friedrich Hegel

*Yapay, hayalci, yanlış felsefi görüşü, “diyalektik idealizmi,” yapay-ulus-üniter-sermaye ve işçi sınıfı devletlerin doğuşuna, olgulaşmasına sebep olmuştur..

*Mantık ilmini tanımlayarak kendince, “mantıki” zemin hazırlamıştır!...

*Zor anlaşılır fikr-i yenilikleri; kapitalizmin, faşizme ve emperyalizme dönüşmesine neden olmuştur!...

*Faşizm gibi, sapkın toplumsal fikirleri, evrensel anlamda, meşrulaştırmış; yapay-ulus-üniter-sermaye-sınıfı ve işçi sınıfı devletlerin yapılanmasına ışık tutmuş, müsebbibi olmuştur!...

*Yine de Allah bilir ya çok büyük günahların, insanlık suçlarının işlenmesine vesile olmuş, kendi asrının salgın hastalığına/vebasına kurban gitmiştir!...

Karl Mark nerede yanlış yaptı?

*Hegel’den etkilenerek, yapay, hayalci “diyalektik materyalist felsefesi;” yapay-ulus-üniter-işçi-devletlerin kurulumuna neden olmuş; komünist-sosyalist toplumu oluş, oluşum, olgulaştırmış, meşrulaştırmıştır!...

*Yapay-ulus-üniter sermaye ve işçi devletlerini, diyalektik tarihi materyalizmini belirlemiş, işçi devletlerinin kurulmasına kapı aralamıştır!...

*Kalıtımsal “gen ifadesi”nden bi haber , “Diyalektik tarihi metafiziğin” doğal halkalarını birleştiremeyen veya birleştirmek istemeyen Karl Marks, insan emeğine kafa yormuş ama “Tanrı’nın Emeğini” görmezden gelmiştir!...

*Tanrıyı toplumsal yaşamdan dışlayan, sadece “insan emeği” üzerinden hesap yapan maddeci zihniyetin siyasi, iktisadi ve içtimai yapılanmalarının doğuşuna neden olmuştur!...

*Küresel wahşi- şahsi-sermaye-sınıfının; küresel finans oligarşinin, hükümran ailelerin, hükümran olduğu; yapay-ulusal-üniter-devletlerin miadı/son kullanma tarihi dolmuştur.

*Sınırları belirlenemeyen yapay-ulus-üniter-kapitalist ve işçi-devletler; iktisadi değerlerin: katma-değer, emek-değerin, artı-değerin; “hak iade kuramı” ile sahibine iadesini belirleyememiş ve bu nedenle “emek-değer” in sahibine iadesi gerçekleşememiştir!...

*Sermayenin tek elde birikmesi nedeni ile küresel sermayenin belirlediği; uluslar arası hukuk çerçevesinde, gayr-ı meşru devletler yapay devletler oluşmuştur!...

*Gayr-ı meşru yapay devletler toplumsal sıkıntılara, bunalımlara, buhranlara, sınıfsal çelişkilere çözüm bulamadıkları için yıkılmıştır ve tek tek yıkılmaya devam edeceklerdir!...

*Yıkılmaya mahkûm, yapay-ulus-üniter sermaye ve işçi sınıfı devletlerin; İnsan Toplum Bilimsel/Ssosyolojik yenilikçi son diyalektik halkası: Meşru ”Havza İşçi Devleti” yapılanması olacaktır.

3-WAHŞİ-ŞAHSİ PROLETERLERE UYARI

 “Başlangıçta bu, doğal olarak, mülkiyet hakkına ve burjuva üretim ilişkilerine despotik müdahaleler olmadan; dolayısıyla iktisadi bakımdan yetersiz ve savunulamaz gibi görünen, ama hareketin akışı içerisinde kendisini aşan, eski toplum düzenine daha başka müdahaleleri zorunlu kılan ve üretim tarzını tamamıyla alt üst etmenin bir aracı olması bakımından kaçınılmaz olan önlemeler olmadan gerçekleştirilemez.

Bu önlemler farklı ülkelerde farklı olacaktır. Bununla birlikte, şu aşağıdakiler, en ileri ülkelerde oldukça genel bir uygulanabilirliğe sahip olacaktır.

”Marks ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:140-141

On madde için kuramsal eleştirim:

Wahşi-şahsi proleterlerin, toplumsal doğal gelişime olan baskıcı/despotik müdahalelerine açıklama getirmek, itiraz etmek istiyorum:

1.      “Toprak mülkiyetinin kaldırılması ve bütün toprak rant larının kamu yararına kullanılması.”

Cevap:

*Havza İşçi Devleti’nde;

*Toprak mülkiyeti kaldırılmayacak, sermaye sınıfının, işgal ettiği, sınırsız-süresiz kiraladığı topraklar, önceki sahiplerine “ hak iade kuramı” ile geri verilecektir. Bu minvalde toprak reformu yapılacaktır.

*Birey, aile/hane halkı ve kamusal alan mülkiyeti; “hak iade kuramı” ile belirlenecek sahibine iade edilecektir.

*Havza yaşam-yağış alanında, havza fanusunda, toprak-su-hava sahasında; Havzaların Zenginliği; havza sakini emekçilere geri iadesi sağlanarak; havzasal yaşam, havzasal ziraat, havzasal beslenme, havzasal sağlık yaşamsal hale getirilecektir.

*Zirai faaliyet gerçekleştiren aileler, ister aileleri adına; isterse aile ortaklıkları adına; kendi havza yaşam-yağış alanlarında; ürün bazında, “zirai birlik işletmeleri, kooperatifler: üretim-tüketim birlikleri kurarak faaliyete gösterebileceklerdir.

*Havza yaşam-yağış alanı, toprak-su-hava sahansın; devlet adına kamulaştırılması, devlet adına zirai üretim yapılması, gerçek yaşamda mümkün olamadı.  

*Hak iade kuramı uygulanmadan, gerçekleşen iktisadi faaliyetler, sömürge faaliyetlerdir; bu durum, bireyin, ailenin/hane halkının ve kamunun çalışma azmini zayıflatır; zaman içinde yok eder, devlette ayrıcalıklı bir sınıf oluşturur, kamu yararı yok olur, “ortak fayda” sağlanamaz.

*Çalışmayan, yönetim erkini ele geçirmiş, uyanık bireylerin, wahşi-şahsi ploretelerin, kayırılmık bireylerin, ailenin, kamunun baskıcı şirket yönetimlerinin oluşumuna, merkezi devlet kapitalizmine neden olur.

*Çözülmüş işçi devletleri: ÇİN ve RUSYA’da bu tür sapkın oluş oluşum ve olgulaşmaları, canlı tarih olarak, yaşayarak gördük!...

2.      Ağır bir artan oranlı ya da kademeli gelir vergisi.

Cevap: 

*Bireylerin, ailenin ve kamunun, iade kuramı ile belirlenmiş; iktisadi varlıkları ve iktisadi değerleri ile uyumlu, denetimli, artan oranlı; Havza İşçi Devletinin gelir-giderini karşılayan; gelir vergisi, ihtiyaçları karşılayacak oranda makul seviyede alınmalı ve kamu yararına ” toplumsal ortak fayda” için kullanılmalıdır.

*Havza işçi devleti gelir-gider bütçesinin, her yıl, dönemsel olarak, Havza İşçi Devleti danışma meclislerinde aklanmak üzere “denetim müzekkeresi” yapılmalı aklanmalıdır.

3.      Bütün miras haklarının kaldırılması.

Cevap: 

*Bireyin, ailenin/hane halkının ve kamunun; helal “emek-değeri” ile elde edilmiş; “iktisadi kazanımları” ve bu iktisadi kazanımlardan doğan “miras hakkı” ve bu hakkın, varislere, verasetten intikali hakkı kaldırılamaz.

*Birey, aile/hane halkı ve kamunun iktisadi varlıkları, iktisadi değerleri “hak iade kuramı” ile belirlenen “birim-emek-değerinin” haklarının kaldırılması bir yana, sahibine iadesi sağlanmalıdır.

*Havza işçi devletinde bireyin ve ailenin/hane halkının ve kamunun; “helal-iktisadi kazanımları” ile yapılandırılmış miras hakkı kaldırılamaz; tam aksine, “hak iade kuramı” ile sahibine teslim edilir.

4.      Bütün mültecilerin ve asilerin mülklerine el koyması.

Cevap:

*Küresel wahşi- şahsi sermaye sınıfının ve işçi sınıfının wahşi proleterleri; dünyanın tüm havza yaşam alanlarında; havza sakini emekçilerin insani haklarına, mal, ırz, namus, mülkiyet, nesil ve neslinin devamına engel olmuş; siyasi, iktisadi ve içtimai haklarını gasp etmiştir.

*Geçmişte, günümüzde engellenemez, mülteci sorunu yaratmış; gelecekte de havza sakini emekçilerin asileşmesine,  şakileşmesine/teröristleşmesine neden olmuştur.

*Havza sakini emekçilerin, tüm insani değerlerini yok sayılması ve mülklerine el konulması; günümüzde da önlenemez göç ve çözümü müşkül “mülteci sorunu” yaratmış ve yaratmaya da devam ediyor.

* Tuna, Fırat-Dicle, Ganj Havza yaşam-yağış alanlarında; Amerika ve Afrika havza yaşam-yağış alanlarında, havza toprak-su-hava-enerji sahaları işgal edilmiş; Havzaların Zenginliğine el konulmuştur.

*Mülkleri ellerinden alınan; havza sakini emekçilerin; kırsaldan, büyük şehirlere (Metropollere) akmış; geri kalmış yapay ülkelerden, gelişmiş yapay ülkelere doğru göç etmeye başlamıştır.

*Mülteciler, hukuki ve fiziki engelleri, yapay sınırları tanımıyor. Her türlü engeller aşılarak göç devam ediyor. Yapay sınırlar içerisinde kurulu devletlerin, demografik yapıları hızla bozuluyor.

*Mülteci sorunu, yapay-ulus-üniter-sermaye-sınıfı ve yapay-ulus-üniter-işçi-sınıfı-devletlerinde; beşeri sorunlar artarak, sorunlar yaratarak, insan hakları çiğnenerek devam ediyor, engellenemiyor, sömürge düzenlerde engellenemez de!...

5.      Sermayesi devletin olan ve tam bir tekele sahip bulunan bir ulusal banka aracılığıyla kredinin devlet elinden merkezileştirilmesi.

Cevap:

*Havza İşçi Devletinde, öncelikle, Ana havzalar paralarını kendileri basmalı, tali havzalarıda kapsayan alanda, para değişim aracı olarak kullanmalı, faiz sıfırlanmalı, paradan para kazanma faslı bitmeli, tarih olmalıdır; havza sakini emekçiler alış-verişlerini kendi paraları ile yapmalıdır!...

*Sermayesini, ana ve tali havza sakini emekçilerin oluşturduğu, Havza İşçi Devleti içerisinde, görev ve sorumluluk alanı sınırlarını, havza sınırları içinde oluşan iktisadi tasarrufların; güvende olması için  “Havza Tasarruf Birlikleri” (Kamu Bankalar) kurulmalı, nakit yönlendirilmelidir.

*Tasarruf Birlikleri aracılığı ile bireyin, ailenin/hane halkının ve kamunun iktisadi değerlerini güvenle korumak; sahibine iadesini sağlamak ve iktisadi anlamda değerlendirmek, harcama yapmak için kullanılmasını sağlayan tasarruf birliklere ihtiyaç olacaktır.

*Bireysel bankacılığa, paradan para kazanmaya, para sömürüsüne, karşılıksız para basarak, havadan para kazanmaya son verilmelidir.

*Kâğıt ve metal paralar, gerçek işlevinde;  “emek-değeri” belirleyen, meta/eşya alımında-satımında; yevmiye belirlenmesinde, değişim aracı olarak kullanılmalıdır.

*Ana havza kapsamında merkezileştirilerek, tali havza kapsamında yerelleştirilerek; idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı harcamaların karşılanması amacıyla; bağımsız yönetimler tarafından  “havza tasarruf birlikleri” yapılandırılmalıdır.

*Havza Tasarruf Birlikleri, fikr-i yenilik olup irdelenmelidir. Denetimi, havza halk danışma meclislerinde, dönemsel, yıllık olarak yapılmalıdır.

6.      Devlet tarafından sahip olunan fabrikaların ve üretim araçlarının, artırılması; boş toprakların ekime açılması ve genel olarak toprağın, ortak bir plan uyarınca iyileştirilmesi.

Cevap:

*Alt ve Ana Havza İşçi Devleti yapılanmasında, tarım arazilerinin ve yerelde kurulmuş devlet fabrikalarının;  havza sakini emekçilerin zorunlu hayati ihtiyaçlarını, yeterince ve kararında  karşılamak üzere değerlendirilip yapılandırılmalıdır.

*Havza sakini emekçiler tarafından üretilen, sahip olunan, üretim-tüketim araçları ait olduğu havza yaşam-yağış alanının gerçek sahiplerine ait olup; havza sakini emekçiler tarafından kullanılmalı,  çalıştırılmalıdır.

*Toprağın işlevsel olarak kullanılması, tarım arazilerinin bütünüyle değerlendirilmesi, kararında ve zamanında, nizam, intizam içinde doğal havzasal tarımın yapılması, havzasal beslenmenin ve havzasal sağlığın olgulaşması açısından elzem/zorunlu hale gelmiştir.

7.      Herkes için eşit çalışma yükümlülüğü. Sanayi orduları kurulması, özellikle tarım için.

Cevap:

*Tali ve ana havza yaşam alanlarında oluşturulacak “sanayi birliklerin,” görev ve sorumluluk alanı, “ortak-faydası” havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde kalmak kaydıyla oluşturulur.

*Sanayi, zirai, ticari, ulaşım-iletişim-bilişim birlikleri havza sakini emekçiler tarafından, emekçilerin, “ortak faydasına” yarayan, kendi özgür iradeleri ile ihtiyaca göre havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde yapılandırılır.

8.      Tarımın imalat sanayileri ile birleştirilmesi; kent ile kır alanındaki ayırımın, nüfusun ülke yüzeyine daha eşit bir biçimde dağılmasıyla yavaş yavaş kaldırılması.

Cevap:

*Sanayi, zirai, ticari ve ulaşım-iletişim birlikleri; havza sakini emekçiler tarafından, alt ve ana havza yaşam alanlarında, ihtiyaca göre denetimli olarak yapılandırılmak kaydıyla yeniden düzenlenmelidir.

*Havza İşçi Devleti yapılanması,  tali havzalardan başlayarak, ana işçi havza devleti yapılanmasına gidileceğinden; kırsaldan, büyük şehirlere, yapay-yoksul ülkelerden yapay-varlıklı ülkelere nüfus kaymasını göçü önleyecektir.

9.      Bütün çocuklar için devlet okullarında parasız eğitim. Bugünküi biçimi içerisinde çocukların fabrikalarda çalıştırılmalarına son verilmesi. Eğitimin sınaî üretimle birleştirilmesi.

Cevap:

*Havza sakini emekçilerinin, kendilerinin ve çocuklarının temel eğitiminin, kendi dillerinde, kendi kültürlerinde, kendi alfabetik harfleriyle yapma zorunluluğu vardır; bu zorunluluk bilimsel verileri yabancı dillerde öğrenmeye engel değildir.

*Çocukların ruh ve beden sağlığı korunarak, havza sakini emekçilerin ihtiyaçlarına cevap verecek çerçevede; kararında ve zamanında eğitilmesi; yeteneğine göre mesleki eğitime yönlendirilmesinin, kalıtımsal “gen ifadesin”nde kaynaklı, “havza aidiyet bilinci” kapsamında bilimsel zorunluluğu vardır.

10.  “Sınıflarıyla ve sınıf karşıtlıklarıyla birlikte eski burjuva toplumunun yerini, her birinin özgür gelişiminin, herkesin özgür gelişiminin koşulu olduğu bir birlik olacaktır.”

Mark ve Engels, Komünist Parti Manifestosu. Say:142

Cevap:

Kuramsal eleştirim:

*Bireyin, ailenin ve kamunun Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları ve iktisadi değerlerinin korunması ülküsüne dayanan; Havza İşçi Devleti yapılanması, sınıfsal toplumu ortadan kaldıracak; havza zenginliklerini, “hak iade kuramı” ile havza sakini emekçilere ortak-adil-eşit şekilde paylaştıracak ve havzadaşların “ortak faydasına” sunacaktır.

*Marks’ın “diyalektik materyalist” felsefesi ile yapılandırılan yapay-ulus-üniter-işçi devletleri; emekçilerin, toplumsal hapishanesine dönüşmüştür; diyalektik materyalist yapay devlet yönetimler, ailenin temeline bomba koymasına rağmen, “doğal-çekirdek-kutsal-aile yapısını” bozamamıştır.

*Havza İşçi Devleti, ailenin ve mülkiyetinin, iktisadi-değerinin; Marks’ın artı-değer ve sermaye sınıfı ve işçi sınıfı belirlenimi üzerinden; havza yaşam alanı sınırları içerisinde korunumu ile gerçekleşecektir. Nasıl mı?  Buyurun izah ediyorum!...

Havza İşçi Devleti Kavramı:

*Sınırları, su ayırım çizgisi ile belirlenen, havza sakini emekçilerin yapılandıracağı doğal havza işçi devletleri;” havza yaşam-yağış alanlarında”,” havza sakini emekçilerin”, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı, oluşan “havza aidiyet bilinci” ile “ havza ve sınıf temeline” dayalı; idari, siyasi, iktisadı, askeri ve istihbarı anlamda örgütlenmiş, “demokratik havza işçi devleti” yapılanması olacaktır…

*Havza işçi devleti, uygulamada, sevk ve yönetim de; denetimlerde, hükümranlık hakkı kendi sınırları içerisinde, kendi içinden seçilmiş iktidar erki tarafından, sınırlı-süreli-denetimli olmalıdır.

*Denetimli uygulamayı, savaşta ve barışta, havza sakini emekçilerin; zora dayalı “demokratik diktatörlükle” değil; rızaya dayalı kurumsallaşmış, havza sakini emekçilerden oluşan, öz asabiyet güçleri yapılandırmalıdır.

*Alt havzadan başlayarak; ana havza iktisadi yapısının bütününde; denetimli, sınırlı, süreli, serbest pazarın, iktisadi yapıda olmalıdır.

*Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları, iktisadi değerleri; birey, aile ve kamu hakkı, hak iade kuramı ile denetimli olarak belirlenmelidir. Bireyin, ailenin/hane halkının, kamunun; yaşamı boyunca ürettiği ve “hak iade kuramı” ile belirlenen; “birim-emek-değeri” mülkiyet hakkı olarak belirlenmeli ve mülkiyetin verasetten intikali halinde baz/esas/ temel olarak ele alınmalıdır.

*Küresel wahşi-şahsi sermayenin, wahşi-şahsi komünist parti yöneticilerinin verasetten intikalinden doğan mülkiyet hakkı; haklı ve helal kazanç olmadığı gibi,  hukuki de değildir, mülkiyet hakkı “kak iade kuramı” ile belirlenmelidir diyorum…

*Wahşi-şahsilerin, kendilerine göre şekillendirdikleri, belirledikleri evrensel ve ulusal hukuk normları hükümsüzdür.

*Havza sakini emekçileri, küresel wahşi-şahsi-sermaye-sınıfının; evrensel ve ulusal hukuku bağlamaz, hükümsüzdür.

*Havza yaşam alanlarında, havza sakini emekçiler tarafından belirlenen; serbest Pazar alanı/pazar yeri; kendi iktisadi şartlarında, “hak iade kuramı” çerçevesinde, kendi denetiminde doğal olarak oluşur.

*Denetimde maksat, havza yaşam-yağış alanında, havza fanusunda yaşayan, havza sakini emekçilerin, ; Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları, iktisadi değerlerinin; hak iade kuramı ile sahibine iadesini, adil-eşit-ortak dağılımını, “havzada ortak yaşamı” sağlamak, herkes için “ortak-faydayı” geçerli kılmaktır.

*Doğal halkaları bulup, birleştirmek, değişimin önündeki engelleri kaldırmak, umrana/bayındırlığa yol açmak; sömürüye engel olmamak, havza sakini emekçilerin kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı doğan doğal görevi olmalıdır.

4-HAVZA İŞÇİ DEVLETİNİN SOSYOLOJİK YAPILANMASI

*Havza sakini emekçilerin, yenilikçi: “ İnsan ve Toplumbilin/Sosyolojisi”,“havzada ortak yaşama” ameliyesi demektir.

*Havza sakini emekçilerin cehalet-esaret-fakirlik ve sömürüden kurtuluşu demektir.

*Ulus, dil, din, mezhep ayırımı gözetmeden adil-eşit-ortak, insanca yaşama hakkına ulaşması demektir.

Marks/Engels; “İşçi sınıfını kurtuluşu işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır.”

*Benzer deyişle; Havza İşçi Devleti’nin kuruluşu, havza sakini emekçilerin kurtuluşu, havza sakini emekçilerin kendi eseri olmalıdır…

*Hangi zamanda/tarih de/derinlikte; hangi coğrafyada/mekânda/koordinatta; hangi güçler tarafından yapılandırıldığını; nasıl faaliyet gösterildiği, tarihi doğal sıralamaya uyarak havza sınırları kapsamında belirlenmelidir.

* Kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı, “havza aidiyeti bilinci” ile oluşturulacak, “Havza işçi devleti” yapılanması, tüm havza sakini emekçilere anlaşılır, yalın dil ile izah edilerek sivil toplum kuruluşları: Sendikalar, meslek örgütleri, sınai ve zirai kooperatifler ile örgütlendirilmelidir…

*Keşif edilen, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı siyasi, iktisadi ve içtimai oluş, oluşum olguların, diyalektik/doğal halkaların; tarihi doğrusal ardışık sıralaması, devinimi keşfedilip, havza sakini emekçilere yalın, münasip bir lisanla açıklanmalıdır.

*Sınırlarını yağmur suyunu ayırım çizgisinin belirlediği alan içerisindeki, toplumsal nirengi noktalarının ve doğal halkaları tespit edilip, nicelik ve nitelikleri ; İnsan ve Toplumbilimsel/ sosyolojik olgular belirlenip, havza sakini emekçiler bilgisine sunulmalıdır.

*Havzalarda, doğal çevrede mücadele belirlenimi Allah’ın öğütleri ile olmalıdır!...

Öğüt: HAK ve ADALET için el birlik olmayı, “cihat/cehd " etmeyi gerektirir!...

Müslüman coğrafyalarında, havza ve sınıf temeline dayalı, Havza İşçi Devleti’ni kurmak CİHAT etmek anlamını taşır.

Havzada sürekli cihat:

Havza ve sınıf temeline dayalı, sınırlı, süreli, serbest, oluş, oluşum, olgu/görüngü, ardışık, sıralı devinim, değişim ve döngüler sonucu meydana gelecek “HAVZA İŞÇİ DEVLETİ” yapılanması için cihat sürekli olmalıdır.

İnşirah Suresi:

7- Feizâ ferağte fensab. - O halde mühim bir işi bitirdiğinde hemen başka bir mühim işe sarıl.   8- Ve ila Rabbike ferğab. Dua ve niyazla yalnızca Rabbine yönelip yalvar!  

Tüm zamanlarda/tarihte ve tüm mekânlarda/coğrafyada idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı yapıları; havza düzleminde ve diyalektik materyalist-metafizik tarihi derinliğinde; geçmişin, bugünün doğru değerlendirilmesiyle alenen, açık biçimde geleceğin kuramı: “hak iade kuramı” belirlenip “SÜREKLİ CİHAT” yapılmalıdır.

Tali havzalarda, doğası gereği, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile “Adem-i Merkeziyet”/yerinden yönetim/öz yönetim/self determinasyon/ kanton olma gereği vardır…

Ana havzalarda, doğası gereği, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile ana havza sınırları içerisinde bulunan tali havzaların “ortak faydasını”,”ortak paydasını” sağlayan “onurlu birlik”/“erdemli ittifak” ile kurulacak federasyon olma gereği vardır…

Tali havzalar “tekil-tikel demokrasi” ile ana havzalar “tikel-tümel cumhuriyet” ile yönetilir.

Demokrasi: Yerelde/tali havzada “tekil-tikel” halk ortaklığıdır.

Cumhuriyet: Genelde/ ana havzada “tikel-tümel” halkların otaklığıdır.

İnsani zorunlu ihtiyaçlar:

*Besleme, barınma, güvenlik, sağlık, eğitim; 

*Toprak, su, hava, ateş (enerji); 

*Can, mal, ırz, neslinin korunması ve devamının sağlanması;

*Havza yaşam alanının Havzasal Zenginliğin, “hak iade kuramı” ile korunması talebi olarak belirlenir.

*Dönencelerin, dünyanın ayarını, (balansını) sağladığını, dünyamızın güneşten aldığı enerji ile makro ve mikro düzeyde pH değerlerini ve termodinamiğini koruduğunu biliyoruz.

*Dünyamızın iklim kuşaklarının, siklon/alçak/sıcak ve antisiklon/yüksek/soğuk hava hareketlerinin; havza yaşam-yağış alanlarını, mikro ve makro düzeyde; ardışık sıralı, döngüsel, devinerek, doğrudan (direkt) etkilendiğini biliyoruz.

* Bu fiziki olayların idari, iktisadi, siyasi, askeri ve istihbarı toplumsal yapılanmalar üzerindeki; siyasi, iktisadi ve içtimai etkileri; havza yaşam-yağış alanlarında; havza sakini emekçiler tarafından belirlenmeli; tabii ve insani afetlerde, bilimin ışığında, önceden tedbirleri alınmalı acılar yaşanmamalıdır.

*Havza akarsuyunun pH’ının ve havza iç-termodinamiğinin, kalıtımsal “gen ifadesi” nin korunması: Havza İşçi Devleti’nin esas amacı olacaktır.

*Üretim-tüketim aletlerinin mülkiyet hakkı ve mülkiyetinin verasetten devir hakkı; üretim-tüketim ilişkilerinin belirlenmesi anlamında “hak iade kuramı” uygulanmasını hayati zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.

5-HAVZA İŞÇİ DEVLET NASIL OLUŞACAK?

Birincisi: Devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz.

V.İ.Lenin, Ne Yapmalı, Say:31

Kuramsal eleştirim:

*Havza işçi devleti kuramı olmadan, havza sakini emekçi aile ve bireylerinin, kalıtımsal “gen ifadesi” nin bilimsel belirlenimiyle kuracağı yenilikçi ”Havza İşçi Devleti” yapılanması gerçekleşemez.

*Emek (Labour) insani-iş gücü = İş (Work) = Kuvvet x Yol

*Fizik formülü ile belirlenen; hak iade kuramı, gün/yevmiye-işgücü ölçeğnde; bireyin, ailenin/hane halkının, kamunun; “birim-emek-değerini ” ve ” bireyin-ailenin-kamunun toplam-işgücü” ölçüsünde; mülkiyetin edinilmesi ve mülkiyetin verasetten intikali hakkının, hukuki normları belirlenerek sağlanacaktır.

*Bireyin, ailenin/hane halkının, kamunun; “iade kuramı: gün/yevmiye-işgücü” ölçeğinde; “birim-emek-değeri“ belirlenerek, sahibine iadesi sağlanacaktır.

*Sermaye sınıfının görmemezlikten geldiği ”hak iade kuramım” ile bireyin, ailenin/hane halkının ve kamunun hakkı; işçi sınıfının hakkı; ortak-adil-eşit olarak, sahibine teslim edilecektir.

 

İkincisi, sosyal demokrat hareket, özünde, uluslar arası bir harekettir.

V.İ.Lenin, Ne Yapmalı, Say:32

Kuramsal eleştirim:

*Kapitalist ve komünist sistemin, başarılı olmuş faşist ve komünist partileri, demokrasi/ ortaklık kavramını perdelemek adına, her dönemde ve günümüzde; kendilerini “sosyal demokrat” olarak belirlenmişlerdir!...

*Emeği ile geçinen kitleleri kandırmak için belirlenen bu isim verilirken, sosyal demokrasi kavramının içi boşaltılmıştır!...

*Demokrasi: idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı anlamda, yerelde “halk ortaklığı” olarak tanımlanmalıdır.

*Sosyal demokrasi:

Sosyal Demokrasi: Yerelde ve genelde toplumsal ”emeğin ortaklığı” olarak belirlenmeli ve tanımlanmalıdır!...

*Faşist ve komünist toplumsal siyasi hareketler, toplumun, hükümranlığı ele geçirdikten sonra demokrasiyı/ortaklığı rafa kaldırırlar…

* Hükümran güçler, iktidarında Havzaların Zenginliğini, iktisadi varlıklarını, iktisadi değerlerini gasp etmek için demokrasinin içini boşaltır. Toplum, emperyalist, sömürgeci, ahlaksız, acımasız savaş sanayine yönlendirilirler...

*Almanya da Hitler'in, faşist; Japonya’da kralın dospot idaresi; Rusya’da komünist diktatörlük, Stalin’in baskıcı yönetimleri; “Milletlerin Zenginliğini/Havzaların Zenginliğini” gasp ederek; emperyalist wahşi-şahsi, siyasi, iktisadi ve içtimai olguları ile ikinci dünya savaşını yapmış; havza ve ada sakini emekçilerin, işçilerin kitlesel kıyımına neden olmuşlardır.

*Havza İşçi Devleti iktidarında, “hak iade kuramı” ile Havzaların Zenginliğini sahibine iade edecek;  “birim-emek-değer” belirlenecek; bireyin, ailenin/hane halkının, kamunun emek-değeri’ni, mülkiyet hakkını sahibine teslim edecektir.

*Havza İşçi Devleti hareketi; özünde, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile “havzada ortak yaşamı”,” toplumsal ortaklığı”,” sosyal demokrasi” yi sağlayan; havza sakini emekçilerin, “havza aidiyet duygusu” ile olgulaştıdıkları, havzalar arası birlik ve dayanışmasını gerçekleştirecek;  tekil, tikel ve tümel/bireysel, yerel ve evrensel bir harekettir.

Üçüncüsü: Rus sosyal demokrasisinin ulusal görevleri, dünyada başka hiçbir sosyalist partinin daha önce karşılaşmadığı türdendir.

 V.İ.Lenin, Ne Yapmalı, Say:32

Kuramsal eleştirim:

*Demokrasi: Yerelde İdari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı ortaklıktır. Bu tanımın içi boşaltılmamalıdır. Hâkim ulusun sosyal demokrat partileri, sınıflı ve sınıfsız toplumlarda “despotik, baskıcı, eşkıya (terörist) iktidarların doğumuna neden olmuştur.

*İlk işçi devleti: SSCB’nin kurulumunu geçekleştiren, yenilikten ve ortaklıktan yana olan samimi Bolşevikler; demokrasiyi, gerçek anlamında ortaklık olduğunu inanarak, bu inançla 1917 devrimini yapmışlardır.

*Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği, (SSCB) kurulduktan sonra, sadece hâkim ulusun değil, esir uluslarında emekçilerinin; birim-emek-değerlerini gasp etmiş; işgali altındaki havza yaşam alanlarında; siyasi, iktisadi ve içtimai anlamda; havzasal-ulusal toplumsal bunalımlara, beşeri felaketlere sebep olmuştur.

*Oysa Havza İşçi Devleti alt/tali havza alanlarından başlayarak; üst/ana havza alanlarına, “ortak-fayda/erdemli ittifak/onurlu birliktelik” sağlanarak büyüyen; havzalar arası birleşik toplumsal yapılardan oluşan, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı evrensel bir harekettir.

*Lenin’in “dünyada başka hiçbir sosyalist partinin daha önce karşılaşmadığı türdendi,” deyişi doğrudur, Rus sosyal demokrat partisi, diğer uluslara, ulusal önderlik yapamamıştır,  ilk olduğu içindir ki kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı ulusal içgüdüyü doğru kullanamamış ve büyük ulusal yanlışlar yapmıştır.

İdari Yapı:

*Havza işçi devlet idari yapılanması, havza sakini emekçilerin, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı, “havzada ortak yaşamak” amacıyla, havza işçi devletinin idari yapısını oluşturmaları anlamına gelir.

*Havza işçi devleti idari yapılanması, alt havza birimlerinden başlayarak, tabandan tavana üst havza birimine doğru ana havza sınırları içinde yapılandırılmalıdır.

*Havza sakini emekçilerin, havza işçi devleti talebi, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile meşru ve doğal bir talebidir; varoluş hakkından, dünyaya geliş hakkından kaynaklanan müktesep bir haktır. Gasp edilemez.

*Dünyanın, büyük havza yaşam alanları sınırları kapsamında, toplumsal yapılanma/ devlet yapılanması, oluşturulması mümkün müdür?

*Kongo, Nil, Amazon gibi yarı kapalı; Karadeniz, Akdeniz, Hazar, Aral gibi kapalı havza yaşam alanlarında özerk ve birleşik devlet yapılanmaları mümkün müdür?

* Kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile mümkün olduğunu iddia ediyorum, insanlık bu soruya cevap aramalıdır, “Havza İşçi Devleti” ve” Hak İade Tezim” ile bu soruya cevap vermiş bulunuyorum.

Siyasi Yapı:

*Havza işçi devlet siyasi yapılanması havza sakini emekçilerinin kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşturacağı, siyasi partilerle, çoğulcu demokrasi/ortaklık ile yaşama geçirilir. Tek partili işçi devletleri hüsranla bitti; havza ve sınıf temelli çok partili işçi devletlerinin yapılandırılma zamanı gelmiştir diyorum…

*Bunun için, en evvela, sınırsız mülkiyet edinme ve mülkiyetin verasetten devir hakkını sağlayan, “demir yasalar” iptal edilmelidir diyorum.

*Siyasetçi, bürokrat ve yerli-yersiz sermaye ile büyük demir leblebi: küresel wahşi-şahsi sermaye sınıfının, havza yaşam-yağış alanlarından tasfiye edilmesi gerekmektedir.

*Sermaye sınıfının, havza hükümranlığını sona erdirilmesi ve istihbarı birimlerinin sağladığı, aralarındaki, gayri-hukuki işbirliğini engellenmesi gerekmektedir diyorum…

*Üç maymunu oynayan, duymayan görmeyen, sömürene dokunmayan; her konuda uzman işbirlikçilere engel olunmalı; havza yaşam-yağış alanlarında, meydana gelen işgal, istila, ilhak,  soygun, sömürü, savaş, talan ve tecavüz engellenmelidir.

İktisadi yapı:

*Havza işçi devletinde, havza sakini emekçilerin oluşturacağı iktisadi yapının temel taşları: Havza yaşam-yağış alanı içerisinde, havza sakini emekçiler tarafından, hak iade kuramı ile denetimli-serbest yapıda, birim-emek-değer ölçeğinde oluşturulacaktır.

* Havzaların Zenginliği, bireysel ve toplumsal anlamda,“hak iade kuramı” ile “ortak-adil-eşit”  paylaştırılacaktır.

*Havzaların Zenginliği, iktisadi varlıkları, iktisadi değerleri; havza yaşam-yağış alanı sınırları içerisinde, görev ve sorumluluk alanları belirlenen kurum ve kuruluşlar eliyle; denetimli-sınırlı-süreli-serbest iktisadi pazar yapılanması olgulaşacaktır.

*Havzaların idari yapısını korumak, havzanın hidrojen gücü (pH) ve ısıl/enerji transferini (iç termodinamiği); kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı: gen, genom, epigenetik, morfogenetik, enformatik alanlarını, değerlerini korumak; Havzaların Zenginliğini, iktisadi varlıklarını, emek-değerini korumak anlamına gelir.

* Küresel wahşi-şahsi sermeye düzenine, “kanlı sömürge düzenine” son verilmeli, Havzaları Zenginliği, havza sakini emekçilere devredilmelidir.

*Küreselleşme: Sadece mal ve hizmetlere hükmedenlerin, küresel anlamda dolaşımı, dağılımı değil; insanların, tüm havza yaşam-yağış alanlarında, serbest dolaşımı anlamına da gelmelidir.

Askeri yapı:

*Havza işçi devlet askeri yapılanması, görev ve sorumluluk sınırı, ana ve tali havza yaşam alanı sınırı olarak belirlenmiş; havza sakini emekçilerden müteşekkil, havza sakini emekçilerden kurulu, "mücahit ve mücahide"lerinden müteşekkil bireylerden oluşur.

*Mücadele her hal ve şartta alenen, göstere gösterek, açıktan, şeffaf olarak, bile-göre, havzanın idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı (kendi içinde saklı) anlamda tam bağımsızlığı için "sürekli cihatla" edilerek yapılır.

Havza sakini emekçiler ne yapmalı?

” Her ülkenin özerkliği ve birliği sağlanmadıkça, proletaryanın uluslararası birliğini ya da bu ulusların ortak amaçlara doğru barışçı ve kalıcı bir işbirliği gerçekleştirmek olanaksız olacaktır.”

Karl Marks-F.Engels/Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Say: 83

Kuramsal Eleştirim:

*Devlet sınırları belirlenemeyen uluslar, barışçı ve kalıcı birlik oluşturamazlar; Ulusların devlet sınırları, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı olarak tali ve ana havza yaşam-yağış alanı su ayırım çizgisi olarak belirlenmelidir.

*Alt/tali havza birimlerinde sağlanan özerklik; ortak fayda da anlaşan, ana havza birliğini; ana havza birlikleri de, daha büyük kapalı havza birliklerini ve ileri aşamada kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı olarak evrensel birliğin de kurulmasını sağlar.

* Hegel’in, tekil, tikel ve tümel/evrensel mantık bilimi çerçevesinde; toplumsal anlamda; ancak küçük tali havza yaşam alanlarında sağlanacak “tekil-tikel özerklik” ve büyük ana havzalarda “ortak faydalarda” sağlanacak, birleşik “ tikel-tümel özerklik” ile daha ileri aşamalarda “tümel/evrensel/uzaysal birlik “ sağlanacaktır.

* Bütün ülkelerin işçilerini, tavandan gelen örgütlenme ile birleştirmek; uluslara sınır belirlemeden, ulusal birliğe gitmek, hayalden öteye geçmez, mümkün değildir, bunu insanlık yaşayarak öğrendi.

*Havza sakini emekçiler kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı, havza aidiyet bilinci ile cehillik-esaret-fakirlik  içleminde, kıskacından çıkıp; öncelikle bağımsızlık için hak ve adalet mücadelesi vermesi gerekir ki; selamete çıksın, barış ve refah toplumunu oluştursun, asr-ı saadet dönemini yeniden yaşasın.

*Havzanın Diyalektik Materyalist-Metafizik Tarihi: Ana ve tali havza coğrafyası sınırları içinde kalınarak; gerçek belge ve bulguya dayalı; kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı oluşan “havza aidiyet bilinci “ ile yenilikçi  “Havza İşçi Devleti”  toplumsal ulusal yapılanmalarını;  havza bazında, havza tarihi derinliğinde; ana ve tali havza sınırları içinde ele alınmalı ve yeniden belirlenmelidir diyorum.

6-WAHŞİ-ŞAHSİ PROLETER VE KOMÜNİST YAZIN

“Fransız sosyalist ve komünist yazını böylece tamamıyla iğdiş edilmiş oldu.”

K.Marks-F. Engels: Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Say: 148

Kuramsal eleştirim:

*O dönemde, iğdiş edilen, evrensel sosyalist yazın, günümüzde de küresel wahşi-şahsi sermaye ve wahşi-şahsi sözde işçi sınıfı temsilcileri; güdümlü ve denetimli, her meslekten uzman, fonlanmış kalemşorları tarafından; iğdiş edilmeye devam edilmekte ve bozulmuş şekliyle kullanılmaktadır!...

*Havza sakini emekçiler “zombi” leştirilerek, hımbıl-laştırılarak, cahil-esir-fakir bırakılmaktadırlar.

*Avrupa Birliği Parlamentosu’nda, (AB) seçilmiş sözde sosyalist vekiller; Havzaların Zenginliğinin/ Milletlerin Zenginliğinin/Ulusların Zenginliğinin sahibine iadesini istememektedirler.

*İade kuramı ile sağlanacağını bilememektedirler. Bu sosyalist siyasiler, küresel wahşilerin elinde oyuncak olarak kullanılmaktadırlar.

*Havza sakini emekçilerin iğdiş edilmemesi ve zombi-leştirilmemeleri için kültürel anlamda yapılması gereken  havza yaşam-yağış alanında; kültürel yapı, rakam, harf, dil, lehçe/diyalektin; korunması ve kullanılması gerekmektedir.

* Umranı, medeni birliği oluşturmak için yapılacak anlatımlar; yeterli düzeyde, yeterli derinlikte, yalın ve net olmalıdır.

*Tüm havzasal/ulusal diller, kendi harflerini, rakamlarını, kendi kelimelerini gerçek anlamları ile kullanmalı, imalı anlatımdan kaçınılmalıdır. Anlığımızda belirlenmiş sözcükler, imler, ideler, herkesin anlayacağı düzeyde, anlaşılır derinlikte olmalıdır.

*Kendi dilimizde kesin yargı ifade eden cümleler kurulmalı, dil bilgisi kuralları belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Günlük konuşmalarımızda, yaşayan terimler kullanılmalıdır.

*Anlatım ve belirlenimlerin de, havza sakini emekçilerin, halkın/avamın, kullandığı kelimeler tercih edilmelidir.

*Anlatılar Yunus Emre, Ahmet Yasevi tarzında, halkın anlayacağı türde olmalıdır; Mevlana tarzında olursa aracı bir eğitimci gerekir.

 

“Burjuva sosyalizmi uygun ifadesini ancak ve ancak salt bir mecaz haline geldiği zaman buluyor.

Serbest ticaret: İşçi sınıfı çıkarı için. Koruyucu gümrükler; işçi sınıfının çıkarı için cezaevi reformu: İşçi sınıfının çıkarı için. Burjuva sosyalizminin son sözü ve ciddi olarak söylediği tek söz işte budur.

Burjuva sosyalizmi şu sözlerle özetleniyor: Burjuva bir burjuvadır-işçi sınıfının çıkarı için.”

 K.Marks-F. Engels: Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Say: 152

Kuramsal eleştirim:

*“Burjuva bir burjuvadır” ama tarihin hiç bir döneminde “işçi sınıfının çıkarı için” adım atmamıştır.  İktisadi değerlerin gaspı için ne gerekiyorsa onu yapmıştır!...

*Birinci ve ikinci dünya savaşlarının ve yakın dönemin idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı olgularının temelinde; yapay-ulus-üniter-devletlerin yıkılışı ve yapay-ulus-üniter-işçi devletlerinin tarih sahnesine çıkışının sıkıntısı vardır!...

*Avrupa Birliği’nin temel işlevi: Kendi havza yaşam-yağış alanlarında ve sömürge ülkelerde oluşturdukları yapay devletlerde; sömürge düzeni korumak; tüm insani değerleri, sosyalist ağız yaparak çiğnemek; sömürüyü tüm havza yaşam-yağış alanlarında devam ettirmektir!...

* Hegel gibi; zaman ve mekânda; tekil, tikel ve tümel/evrensel olanı; öznel, nesnel, karmaşalığına değil; net ussal düşünsel açıklıkta olmalı; bilincin bilimi, mantık bilimi arkasına sığınıp; o günün hükümran gücünün, sakalına göre, tıraş yapılmamalıdır!...

*Feuerbach (Fayorbah) gibi sarayda bir türlü, kulübesinde başka türlü, akademide bam başka türlü düşünülmemelidir.

*Marks’ın ardılları: Lenin, Mao, Ho Chi Minh, Kastro  ulusal bağımsızlık hareketlerinin bu samimi liderleri; “birim-emek-değerin” sahibine iadesini sağlayacak “hak iade kuramı”nı geliştiremedikleri için samimi sosyalist olmalarına rağmen; kurdukları işçi devletlerinde; uygulamada, yaşamda başarılı olamadılar, ortak-adil-eşit paylaşımı gerçekleştiremediler.

*Kurulan bu işçi sınıfı devletleri, yönetim erki,  iktisadi değerleri, ortak-adil-eşit paylaşamadıkları için; yeni baştan kapitalist sisteme entegre olmaya, birim-emek-değeri yeniden, sil baştan sömürmeye başladılar.

*Karl Mark ve ardılları işte tam olarak da burada yanlış yaptılar!... Mülkiyet hakkının, tamamının “kömün devlete” devri yanlıştı… Komünist Partiler ve yönetimleri bu hakkı , emekçilerin “ortak” faydası” için kullanamadılar…

*Rüşvet, iltimas, irtikap, bireysel-ailesel çıkar “kapitalist ve komün sistemi” çökertti, sonunu getirecek…

 

“Eleştirel-ütopik sosyalizmin ve komünizmin önemi, tarihsel gelişmeyle ters orantılıdır. Modern sınıf savaşımının gelişmesi ve belirli bir biçim alması oranında savaşımdan bu düşsel ayrı kalış, ona yapılan bu düşsel saldırılar, bütün pratik değerlerini ve bütün teorik haklılığını yitiriyor. Dolayısıyla bu sistemlerin kurucularının birçok bakımdan devrimci olmalarına karşın, bunların öğretileri, her kesimde, gerici tarikatlar kurmuşlardır.”

K.Marks-F. Engels: Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Say: 154-155

Kuramsal eleştirim:

*İçtimai yaşam, Marks’ın yapılanmasını istediği “işçi devletlerinin” de hayâlı olduğu gerçeğini açığa çıkarmıştır.

*”Hak İade Kuramını” gerçekleştiremeyen hiçbir işçi devleti yapılanmasının ayakta kalması mümkün değildir.

 *Devlet olmanın üç şartı vardır: İnsan, sınır ve toprak. Ancak, “Ulusal aidiyet bilinci”ni de kapsayan, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı “havza aidiyet bilinci” ile “ortak fayda” da anlaşarak yapılandırılan, havza işçi devleti yapılanmaları ayakta kalma şansına sahiptir diyorum…

*Yapay-ulus-üniter-sermaye ve işçi sınıfı devletleri: Yapay sınırlar ve hükümran ulusların asabiyeti altında kuruldular.

*Hükümran ulusların, esir uluslara baskıları neticesinde yapılandırıldılar ve yıkıldılar.

7-WAHŞİ-ŞAHSİ PROLETER VE KOMÜNİSTLERİN MUHALEFET PARTİLERİ KARŞISINDAKİ KONUMLARI

Kısacası komünistler, her yerde, mevcut toplumsal ve siyasal düzene karşı olan her devrimci hareketi desteklerler.

Bütün bu hareketlerde o andaki gelişme derecesi ne olursa olsun, mülkiyet sorununu o hareketin esas sorunu olarak ön plana çıkarırlar.

Son olarak her yerde, bütün ülkelerin demokratik partileri arasında birlik ve anlaşma sağlaması için çalışırlar. 

Komünistler kendi görüşlerini ve amaçlarını gizlemeye tenezzül etmezle. Hedefine ancak tüm mevcut toplumsal düzenin zorla yıkılmasıyla ulaşabileceğimi açıkça ilan ederler.

Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla titresinler. Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şeyleri yoktur. Kazanacakları dünya vardır.

BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ BİRLEŞİN…!

K.Marks-F. Engels: Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri. Say: 157-158

Kuramsal eleştirim:

*Kısacası havza sakini emekçiler kendi havza yaşam alanı sınırları içerisindeki her devrimci, yenilikçi hareketi desteklerler; birey, aile/hane halkı ve kamu mülkiyetinin korunması sorunu havza sakini emekçilerin, siyasi, iktisadi ve içtimai anlamda temel sorunu olacaktır.

*Ana ve tali havza sakini emekçiler; aynı amaçla hareket eden komşu havza sakini emekçilerle; idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı dayanışmayı kabul eder ortak faydada anlaşarak anlaşma yapabilirler.

* Bütün pis işler gizli yapıldığı için havza sakini emekçilerin, idari, siyasi, iktisadi, askeri ve istihbarı (!) kuruluşları; aleni olacak ve göstere göster iktidara geleceklerdir.

*Varsın küresel wahşi-şahsi sermaye ve wahşi-şahsi komünist parti yöneticileri “Havza İşçi Devleti” korkusuyla titresinler.

* Kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı, “havza aidiyet bilinci” ile “sürekli cihad” eden havza sakini emekçilerin de zincirlerinden başka kaybedecekleri hiç bir şeyleri yoktur, kazanacakları kendi havza yaşam-yağış alanları vardır.

BÜTÜN HAVZALARIN İŞÇİLERİ!...

ÖNCE TALİ, SONRA ANA HAVZA YAŞAM ALANLARINDA BİRLEŞİN!...

*Tümcesi hayali değil, kalıtımsal “gen ifadesi” nden kaynaklı” havza aidiyet bilinci” ile “havzada ortak yaşamı” sağlayacak; İnsan ve Toplumbilim/Sosyolojik bilimse bir yenilik ve  doğal toplumsal yapılanmanın son diyalektik/doğal halkasıdır.

*Tali havza yaşam alanlarında, tekil, tikel anlamada oluşturulacak “ özerk havza işçi devletinin”  çözülmesi daha zor olur…

*Tali havza yönetimleri ile yerelde bu idari zorluğu aşmak daha kolay olacaktır…

*Evrensel anlamada bir bütünü korumak, birleşik hareket etmek zordur; tümel/evrensel toplumsal oluşumların çözülmesi daha kolay olur.

*Ana havza yönetimleri ile genelde bu zorluğu aşmak kolay olmayacaktır…

*Havzasal yaşamın bütünlüğünü oluşturup, korumak; ana havza yaşam alanlarında; birkaç ana havzayı da içinde barındıran kapalı havza yaşam-yağış alanlarında; “birleşik ana havza işçi devletini”,” evrensel birleşik havza işçi devletini” yapılandırmak ve korumak ciddi emek ve kalıtımsal “gen ifadesin” den kaynaklı “havza aidiyet bilinci” gerektirir…

Son olarak:

* Yapay-ulus-üniter-sermaye ve işçi sınıfı devletleri; “ulusal aidiyet bilincinden “ kaynaklı doğal hukuk devletidir anca sınırları yapaydır. Bu nedenledir ki yapay hukuk devletidirler!...

*Hele hele!... İngiltere, Suudi Arabistan gibi krallıklar hukuk devleti değildirler.

*”Doğal Hukuk Devleti” terimi fikr-i yenilik olup, hukukçular tarafından yeniden irdelenmeli, belirlenmeli ve tanımlanmalıdır.

*Yapay devletlere hükümran olan güçler; kanunlarını, hukuki normlarını; havzaların zenginliğini; iktisadi varlıklarını, iktisadi değerlerini; mülkiyet edinip, geleceğe devrini sağlamak için; kendi çıkarları doğrultusunda, kendilerini korumak ve ellerinde tutmak, için yaparlar.

*“Havza işçi devleti” gerçek anlamada, İnsan ve Toplumbilimsel/Sosyolojik anlamda son halka olup, gerçek anlamda laik-hukuk devleti yapılanması olarak tarih sahnesinde yerini alacaktır!...

*Bilindiği üzere idari bilimlerde mutlak tanım yoktur; idari bilimlerde, bilimsel kabul gören her tarif, aynı zamanda bir tahriftir.

*Havza İşçi Devleti Tanımlanması: 

*Sınırları, su ayırım çizgisi ile belirlenen doğal havza işçi devletleri; havza yaşam alanlarında, havza sakini emekçilerin, kalıtımsal “gen ifadesin” den kaynaklı “havza aidiyet bilinci” ile “havza ve sınıf temeline” dayalı; idari, siyasi, iktisadı, askeri ve istihbarı kurum ve kuruluşlardan oluşan toplumsal yapılanmadır.

*Havzada ortak yaşamdır.

*Bu yenilikçi  tanımlama, diğer İnsan ve Toplumbilimsel/Sosyolojik bilimsel “devlet” tanımlamalarını tahrif etmiştir!...

* İnsanlık tarafından yeni bir kuram belirlene kadar, yeni bir felsefi açılım belirlenene kadar; İnsan ve Toplumbilim/Sosyoloji bilimsel olgu olarak belirlediğim "iktisadi-siyasi (Ekonomi-politik) kavramlarım, belirlenimler im geçerliğini koruyacaktır.

*Havza İşçi Devleti yapılanması, güneşten aldığımız ısıl enerji ile kalıtımsal “gen ifadesin” den kaynaklı “havza aidiyet bilinci” havza yaşam-yağış alanlarımızda, havza fanusunda oluşan; ardışık, döngüsel, sıraslı, devinimsel doğal hayatı korumak, kollamak, sağlamak, sağlamlaştırmak, sağlıklı yaşamak amacı taşır.

* ”Havza İşçi Devleti”nin sürekliğini sağlayacak, ilkelerini savunacak, anti-emperyalist, havza alan koruculuğunun, kuruculuğunun kaynağı, havza sakini genç mücahid-mücahide emekçiler olacaktır.

SON


T.C.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI

TELİF HAKLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 

İLİM EDEBİYAT ESERLERİNE İLİŞKİN KAYIT-TESCİL BELGES

Doğrulama Kodu : 7a61a8b3-b08c-4ac3-ad8c-9b4bdaab4883

Kayıt-Tescil No: 2021-5453

Kayıt-Tescil Tarihi:28.09.2021

r.keklikci23@gmail.com ;   havzaiscidevleti.blogspot.com  ;  @Havza_Devleti